Madde ve enerji…
İnsanın varlığını ortaya koyan kısa formül. Bir beden yapısı ve fiziki maddenin hareket-canlılık kazanmasını sağlayan bir ittirici güç olarak enerji kaynağı olan Ruh olgusu!
Ruh sadece canlılık sağlayan ve enerji veren bir potansiyel güç mü?
Hayır… İnsanı yaşama bağlayan ve hazırlanan-sunulan bir âlemde tüm var olanların üzerinde bir rol biçilen varlık bilinci ile seçilmiş bir türün ender örneğini teşkil eder.
Çünkü ruhun ayrı bir sırrı ve hikmeti, farklı bir boyutu vardır.
İki ayrı unsurun bir araya gelerek oluşturduğu varlık olan insanı düşündüren, duygularını-hislerini yaşatan, heyecan duymasını sağlayan, yaşam alanlarında bulunmasını ve ihtiyaçlarını karşılamasını gerçekleştiren temel enerjidir.
Ruhu kontrol eden ise İrade ve Akıl potansiyelleridir. İnsanı temel gerçeklik kabul eden var olma bilincinin-şuurunun temel prensibi, düşünen ve iradesini kullanarak “Bilgi ve Hikmet” peşinde koşmanın gayretlerini göstermektir.
Ruh, tanım olarak “Var olan insanın maddi olmayan tarafı; Fiziki âlem ötesinde farklı boyutların kimlik kazanmış şekli; Bir beden sayesinde irade-akıl ile yaşam alanında bulunma hakkı verilmiş aktör olarak önceden var olan; Ayrıca maddi gerçeklik sonrası da var olmaya devam edecek potansiyel gerçekliktir” diye belirtilebilir.
Yani dünya sahnesinde var olmak için bir bedene ihtiyaç duyan, ama kendisi madde dışı olan, görülmeyen, yaşama yeteneğini kullanan, değişen ve gelişen, sonsuz olan, hareket ederek iradeyi kullanma gücüne sahip olan bir enerji kaynağıdır.
Ruh sonsuzdur, çünkü yok olmaz ve maddi boyut dışında ölümsüz olma hakkına sahiptir. Kemiğe-ete bürünmeden önce nasıl varsa, sonrasında da var olmaya devam edecektir.
İşte insan bilgisinin son noktası!
Çünkü varlığın öncesi ile sonrasının bilgisine sahip olmayan insan için sadece yorum yapma alanı açık kalıyor. Bedene bilgisi, yeteneği, iradesi, gücü, hareket sağlaması ile katkı sunan ruh; Ölüm gibi son noktaya gelindiğinde kendi farklı boyutunda verilen görevi yerine getirmenin sorumluluğu ile ilahi evrende bulunması gereken âlemde bulunmaya devam edecektir. Çünkü kutsal kitabımızın verdiği bilgi bu yönde!
İnanıyoruz ki, ruh sayesinde bilinç ve şuur sahibi oluruz, kişilik özelliklerimizi taşırız, düşünür, sever, hisseder ve bunalımlardan kurtuluruz.
Aynı zamanda ruhumuzun ilahi kudret sahibi yaratıcımızın bir eseri olduğunu “Ona bir biçim verdiğimde ve Ona Ruhum’ dan üfürdüğümde hemen Ona secde ederek yere kapanın (15/29)” uyarısından biliyoruz.
İnsana kazandırılan ve yüklenen sorumluluklar dururken, kendini unutan veya yaşamın hikmetini kaybeden insanların karşılaştığı durum bunalım ve kimlik arayışı olmakta. Sosyal kimlik kadar duyguların, düşüncelerin, bedenin kirlenmesi ile ortaya çıkan bilinç kayıpları da onarılması gereken ruhları önümüze koymakta.
Ruh terbiyesi kavramının içeriğinde iradeyi kullanabilme, nefsine sahip çıkabilme, arzularını ve ihtiraslarını yönlendirebilme, kötülükten uzak kalarak iyi olanı hayatına aktarabilmek yatar. Yani kontrol ve yönlendirme ile yaşama ve insana zarar vermekten kaçınmayı sağlayan bedensel, ruhsal, zihinsel tüm tahribatlardan sakınmanın gereklerini yapmak amaç olmalıdır.
İnsanın ve varlığın dünyaya gelme sebepleri vardır ve evren-insan birlikteliğinin ortaya çıkardığı canlı yaşamın tesadüflere dayanmadığı bir sistemsel yapının parçaları durumundayız. Bu sistemin ana karakteri olan insanı canlı tutarak yaratılış manası yükleyen ilk etmen de “Ruh Kudreti” dir. Verilen bu kudreti de amaçları dışında kullanmanın hiçbir manası olamaz.
Ruh terbiyesi ile insanın kendi benliğine, kimliğine, kişiliğine, var olma hikmetine ulaşmak için ruhun bir mayaya ihtiyacı vardır. Ruh mayası insanı ayakta tutacak moral, maneviyat, motivasyon ve ahlak şuurunun temel harcıdır.
Ruh terbiyesi insanı huzura kavuşturmanın yoludur. İç huzuru elde edenlerin yaşama ve insana kalp gözüyle bakmasını sağlayan tetikleyici kıvılcımdır. Sorumluluk edinme, ıstırap duyma, kendi kaderini tüm gerçekliğiyle yüklenerek yaşam mücadelesine katılmayı becerenlerin insan olma liyakatini elde ettiği unutulmadan, ruhu besleyecek zaman ve ortamları bulmak gerekiyor.
Bunun yolu da kalbi ve hisleri-arzuları doyurmaktan geçer.
Kendi kendisiyle baş başa kalan ve yalnızlaşan insanın yaşam alanlarına bazı aktörleri katması, yakınlarıyla ortak paylaşımlarda bulunması bir çözümdür. Ruhu dinlendiren müzik ve doğal seslerin ritminde kendi kendisiyle baş başa kalmak başka bir motivasyon kanalıdır. Çünkü müzik ve ritim duyguyu-düşünceyi olduğu kadar ruhu da teskin eder.
Sorumluluk edinmekten kaçınmamak, hizmet etmeyi ve insanların ihtiyaçlarını gidermeyi amaçlayarak hareket etmek ayrı bir ruh terbiyesidir. Hakikati düşünmek, var olanın ve insanın varlık bilincine uluşmak için düşünce sorgulamaları yapmak, hayatın sırrını çözecek sonuçlara ulaşmakla da ruh terbiyesine katkı sağlar.
Kendisi ile olduğu kadar doğa ile de baş başa kalmak insanın doğallığını hatırlamasına sebep olduğundan, tabiat sevgisi başka bir iç huzur yakalama nedeni oluyor.
Aşırı kazanç elde etme, devamlı bir mücadele ve koşuşturma içinde yer alma, paylaşım ve dayanışmadan uzak maddi çıkarlar peşinde avunma, yalnızlaşmaya yönelik ortak birlikteliklerden kaçınmak insanı bunalımlara ve kriz dönemlerine götürür.
Ruh terbiyesi ile kendimize değer katmanın ve hayatı kendimize uygun hale getirmenin kutsallığına inanan varlıklar olarak yaşamın öncesi ile sonrasının bize ne kattığını, bizi neyin beklediğini sorgulayarak, şu an ki yaşamımızı zindana çevirmemenin yollarını bulmamız lazım.