Alep tepesinin eteğinde bir yonca tarlası vardı. Tarla çeperinin yanı başındaki dut ağacından bir kuş havalandı. Karnı süt beyazı, kanatları renkli pepuk, dere boyu uçtu. Derenin Mergéuk tarafındaki ağzından çıktı. Merga sir’e yöneldi. Sonra ne olduysa vaz geçti. Ters istikamette bulunan Mergéuk’e yöneldi. Kanatları güneşten süzülen ışıklarla ışıdı. Gelip merada yeşil otlar arasında konacak bir yer buldu. Bir kaplumbağa başını kaldırdı davetsiz misafire göz ucuyla baktı, aldırış etmedi, tekrar kabuğuna gömüldü. Fakat kaplumbağa gibi kuşa ilgisiz olmayan sakinleri de vardı Mergauk’un. Kara çizgili kedicik kuşa doğru hamle yaptı. Rahatsız edilen kuş Sayrek Çeşmesi’ne doğru kanat çırptı. Gelip çeşmenin yalağına kondu. Başını bir daldırdı, bir çıkardı. Susuzluğunu giderdi. Oradan da evlerin olduğu tarafa yöneldi. Bir yanını Fettah Dede’nin bahçe çeperinin, diğer yanını da karşı bahçe çeperinin oluşturduğu kapıdan çıkıp evlerin aşağısında Hacı Zübeyir’in baharla çiçeğe kesen bahçesindeki elmalardan birine kondu. Bir müddet bahçenin bu muhteşem manzarasını seyreden pepuk, bir iç çekti ve ötmeye başladı:

-Pepuk!...

-Kekku!..

-Kekku!..

                Karşıda dışı çamurla sıvanmış evin penceresine anne çocuğunu çıkarttı. İşaret parmağıyla kuşu göstererek:

                -Bak görüyor musun? İşte orada, elma ağacında. Mahallemize misafirliğe gelmiş pepuk. Sese dikkat et.Pepuk! ,kekku! yani “kardeş!” diye ötüyor.

                Çocuk şaşkın şaşkın annesine baktı. Sonra bir “nıç” çekip başını anlayamadığını belirtircesine salladı. Anne illa ki kuşun Zazaca “abi” anlamına gelen “kekku, kekko” kelimesini çıkarttığına inandıracak. Kuş tekrar öttü. Anne çocuğun dikkatini toplamasını ve kulağını yayılmakta olan sese vermesini istedi. Çocuk bu defa duymuştu:

                -He ana. Valla aynen dediğin gibi söylüyor.

                Anne ve çocuk pencerenin kenarına yerleşmişlerdi. Nakışlı, işlemeli, tavanlı sedirde oturuyorlardı. Çocuk annesinin dizine başını koydu. Sonra dedi ki ona:

                -Neden öyle ötüyor anne?

                -Katlettiği kardeşini arıyor da ondan. Anlatayım mı sana. İster misin?

                -Sabırsızlıkla bekliyorum anne, merakımdan öleceğim.

                “Vaktiyle Musyan’da yaşayan dört kişilik mesut bir aile varmış. Fakat her şeyin sonu olduğu gibi bu mutlu günlerin de sonu gelmiş. Anne ölmüş. Çocuklar yetim kalmışlar. Baba sabah tarlaya gider, akşam dönermiş. Bu yüzden de çocuklarıyla yeterince ilgilenemezmiş. Bu duruma üzülen köylüler babayı evlendirmek istemişler. Fikri adama açmışlar. Adam da karısı öldükten sonra çocuklarının nasıl perişan olduklarını kendisi de görüyormuş. Bu yüzden öneriyi kabul etmiş ve komşu köyden bir kadınla evlenmiş. Eve gelen kadın düşman başına. Kötülük ruhuna işlemiş, öylesine cadı, mendebur biri. Babaları yokken çocuklara eziyetler çektirir, babaları gelince de onları şikâyet eder, kötülermiş.

Baharla Musyan bahçeleri renk cümbüşüne dönüşür. Eriklerin parlak, beyaz, polen tarafları sarıçiçekleri; kayısı, elma, armut çiçekleriyle bahçeye pastoral bir tablo havası verir. (Devamı yarın)