Ben hep şunu söylerim: Görmekle bakmak arasında büyük fark vardır.
Bakıyoruz ama görüyor muyuz?
“Batman depresyonda” derken bunu rastgele söylemiyorum. Doktorlarla konuşuyorum, hastaneleri geziyorum, uzman görüşleri alıyorum. Ve şunu rahatlıkla ifade edebilirim: Bu mesele artık sarı alarmı geçmiş, turuncu seviyeye dayanmış durumda.
Esnaf… Çalışan… İşsiz… Emekli… Zengin ya da yoksul…
Batman’da neredeyse herkesin omuzlarında görünmeyen bir yük var.
Birçok kişi kendini kötü hissediyor ama adını koyamıyor. Kimisi doktora gidiyor, kimisi gitmiyor. Kimisi ise depresyonda olduğunun farkında bile değil. Asıl tehlike de burada başlıyor.
Maalesef kentte intihar vakalarının sıkça gündeme gelmesi tesadüf değil. Ağır bir depresyon nöbeti geçiren bir insan, dışarıdan çoğu zaman sakin görünür. Hatta öyle bir sakinliktir ki çevresi “her şey yolunda” zanneder. Oysa fırtına içeridedir.
Depresyonun yaşı yoktur.
Çocukta da olur, gençte de… Kadında da olur, erkekte de…
Ve çoğu zaman en sessiz olan, en çok yardım bekleyendir.
Eğer depresyon tehlikeli olmasaydı, psikiyatri diye bir uzmanlık alanı olmazdı. Bugün Batı ülkelerinde ruh sağlığı en az fiziksel sağlık kadar önemseniyor. İnsanlar düzenli olarak psikolog ya da psikiyatriste gidiyor. Kimi bağımlılıktan kurtulmak için, kimi aile huzuru için, kimi sadece ruh sağlığını korumak için… Bu onlar için sıradan bir durum. Çünkü depresyonun her an kapıyı çalabileceğinin farkındalar.
Hatta birçok yerde psikiyatri bölümü, en hayati branşlardan biri olarak görülüyor.
Bir örnekle anlatayım:
Bir hasta doktora gidiyor ve akciğer kanseri olduğunu öğreniyor. Doktor, altı ay ömrü kaldığını söylüyor. Adam donup kalıyor. Korku, panik, çaresizlik…
Ama tecrübeli doktor onu hemen psikiyatriste yönlendiriyor.
Psikiyatrist hastayı dinledikten sonra pencereyi açtırıyor ve soruyor:
“Aşağıda kaç kişi var?”
“Binlerce…” diyor hasta.
Doktor şöyle cevap veriyor:
“Bu kalabalığın içinde bugün, yarın ya da birkaç ay içinde hayatını kaybedecek birçok insan var. Kimisinin haberi var, kimisinin yok. Sen en azından süreni biliyorsun. Bu bir lanet değil; belki de bir fırsat. Sevdiklerine daha çok vakit ayırmak, yarım kalanları tamamlamak için bir fırsat…”
Hasta oradan daha güçlü çıkıyor.
İşte psikiyatrinin önemi burada.
Biz ise hâlâ ruh sağlığını konuşmaktan çekiniyoruz.
Hâlâ “geçer” diyoruz. Hâlâ “abartma” diyoruz.
Oysa belki de hepimiz bir parça depresyondayız… ve farkında değiliz.
Son sözüm şu: Ruh sağlığımızı ertelemeyelim. Çünkü görünmeyen yaralar, en derin olanlardır.
Hoşça kalın.