Yeni yıl…
Ve her yeni yılla birlikte gelen harç zamları, pul zamları, trafik cezaları…
Peki bir durup hiç sorduk mu: Bu zamlar neye göre yapılıyor?
Enflasyona göre mi?
Vatandaşın gelir düzeyine göre mi?
Yoksa masa başında belirlenen rakamlara göre mi?
Vergi ve harçların, enflasyon verileri dikkate alınarak belirlendiğini biliyoruz. Buna kimsenin itirazı yok.
Ama konu trafik cezalarına gelince ortada ciddi bir belirsizlik var.
Trafik cezaları kime göre, neye göre artırılıyor?
Zengin, “vurdumduymaz” sürücülere göre mi?
Yoksa ay sonunu zor getiren dar gelirli vatandaşa göre mi?
Şunu açıkça söyleyeyim:
Trafikte alkollü, uyuşturucu etkisi altında araç kullanan, kazaya davetiye çıkaran, araçtan inip başka sürücüye saldıranlara en ağır yaptırımlar uygulanmalı.
Ehliyeti alınmalı, trafikten men edilmeli, gerekiyorsa hapis cezası bile verilmeli. Çünkü bu kişiler bilerek toplumun can güvenliğini tehlikeye atıyor.
Ama bir de şu gerçek var:
Bu ülkede en düşük trafik cezasını bile öderken zorlanacak milyonlarca sürücü var.
“Dikkatli olsunlar” diyenleri duyar gibiyim…
Elbette herkes dikkatli olmalı.
Ancak trafik cezaları sadece hızdan, kırmızı ışıktan kesilmiyor.
Zorunlu trafik sigortası, muayene, egzoz…
Düşünün; emekli maaşıyla geçinen bir vatandaş, sigorta bedelini belki aylarca biriktirip yaptıracak.
Ama o sırada hastası var, kış şartlarında aracıyla yola çıkmak zorunda.
Bir denetime denk gelse…
Allah keten helva!
Oysa burada uyarı sistemi devreye girmeli.
“Sigortanız yok, 15 gün içinde yaptırmazsanız ceza uygulanır” dense hem adil hem öğretici olmaz mı?
Gelelim ışık ihlallerine…
Cezalar katlanarak artıyor.
Peki soralım: Ülkemizdeki sinyalizasyon sistemleri ne kadar sağlıklı?
Kavşaklar ne kadar düzgün?
Batman’ı baz alalım.
Sarı ışıkta durmaya kalkıyorsunuz, arkanızdan korna basılıyor, adeta hareket etmeye zorlanıyorsunuz.
Geçseniz ceza, dursanız kaza riski…
Bir de radar meselesi var.
Yol geniş, düz…
Ne okul var, ne yerleşim alanı.
Ama hız sınırı 70.
90’la gitseniz, yeni zamlı tarifeyle ocağına incir ağacı dikiliyor.
Tekrarı mı?
Ehliyete elveda, araca elveda…
Peki soruyorum: Bu ülkede herkes yüksek gelirli mi?
17 milyon emekli, milyonlarca asgari ücretli, memur…
Her gün aracıyla işe gitmek zorunda olan vatandaşın hali ne olacak?
Bu cezalar caydırıcı değil, sinir bozucu hale gelmiş durumda.
Gelir düzeyi ortada, yolların durumu ortada, trafik ışıkları ortada…
Eğer her şey kusursuz olsa;
Yollar dört dörtlük, uyarılar net, gelir seviyesi yüksek olsa…
Eyvallah, tek kelime etmeyiz.
Ama gerçekler böyle değil.
Eksikler varken, altyapı sorunluyken, faturanın tamamını sürücüye kesmek adil değil.
Bazı trafik cezaları gerçekten insana
“Adam mı öldürdük?” dedirtiyor.
İşin garibi, adam öldürenler iyi halle dışarı çıkabiliyor!
Ben sadece şunu dedim: Bir dakika düşünelim…
Sürçülisan ettiysek affola.
Bu benim değil, vatandaşın sesidir.
Kaleme aldım, gerisi takdir sizin.
Hoşça kalın.