İnsanlık tarihinin en çok tartışılan kavramlarından biri şüphesiz "kader"dir. Yaşanan her olayın ardından sıkça duyduğumuz bir cümle vardır: "Kader böyleymiş." Peki gerçekten öyle mi?

Yaptığım araştırmalar ve okumalar sonucunda kader kavramına farklı bir pencereden bakmaya başladım. Bana göre kader, doğadaki diğer canlılar için çok daha belirgin bir gerçektir. Bir çiçeğin kaderi bellidir; açar, kokusunu saçar, güzelliğini sergiler ve zamanı geldiğinde solar. Onun bu döngüyü değiştirme şansı yoktur.

İnsan ise diğer bütün canlılardan farklıdır. Çünkü düşünür, sorgular, akleder ve karar verir. İşte insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik de budur.

Allah, insanı akıl ve irade sahibi olarak yaratmıştır. Eğer insanın hiçbir seçme hakkı olmasaydı, doğru ile yanlışı ayırt etme sorumluluğu da olmazdı. Oysa insan yaptığı her tercih ile kendi hayatının yönünü belirler.

Bu nedenle yıllardır söylenen "İnsan kendi kaderini kendisi çizer." sözü bana oldukça anlamlı geliyor. İnsan doğduğu andan itibaren gördükleri, duydukları, aldığı eğitim, ailesi, yaşadığı çevre ve yaptığı tercihlerle hayatını şekillendirir.

Elbette herkes aynı şartlarda dünyaya gelmiyor. Doğulan aile, yaşanılan coğrafya, ekonomik imkanlar ve genetik miras insanın başlangıç noktasını etkiliyor. Kimimiz daha avantajlı, kimimiz daha zor şartlarda hayata başlıyor. Ancak başlangıç noktası ile varılacak nokta her zaman aynı olmak zorunda değildir.

Bugün başarı hikâyelerine baktığımızda, imkânsızlıklar içinde doğup zirveye çıkan insanların sayısı da az değildir.

Toplum olarak üzerinde durmamız gereken başka bir konu ise yaşanan her acıyı "kader" diyerek açıklamaya çalışmamızdır.

Bir trafik kazası... Bir ihmal... Bir cinayet... Bir yanlış karar...

Bunların hepsini kader diye nitelendirmek doğru mudur?

İslam dininde kadere iman, imanın esaslarındandır. Ancak dinimiz aynı zamanda insana irade ve sorumluluk da yükler. İntiharın yasak olması, haksız yere cana kıymanın büyük günah sayılması da bunun en açık göstergelerindendir. Eğer insanın hiçbir tercihi olmasaydı, sorumluluğundan da söz edilemezdi.

Kur'an-ı Kerim'de, "Biz Allah'tan geldik ve yine O'na döneceğiz." buyrulur. Bu, insanın yaratılışını ve dönüşünü ifade eder. Fakat günlük hayatta yaptığımız her yanlışın sorumluluğunu yalnızca kadere yüklemek, bana göre insanın kendi payını görmezden gelmesidir.

Hayatın kurallarını hiçe sayar, tedbiri elden bırakır, düşünmeden hareket eder ve bunun sonucunda zarar görürsek, buna sadece kader demek ne kadar doğrudur?

Belki de önce aynaya bakmalı, sonra kadere bakmalıyız.

Bu yazıda dile getirdiğim düşünceler tamamen şahsi değerlendirmelerimdir. Hiçbir inancı tartışmaya açmak ya da kimsenin inancını sorgulamak gibi bir amacım yoktur. İslam dinine olan saygım ve bağlılığım sonsuzdur. Fikirler tartışılabilir; çünkü fikir, düşüncenin ürünüdür. Katılmak da katılmamak da herkesin en doğal hakkıdır.

Hoşça kalın.