Şimdi diyeceksiniz ki, “Nereden çıktı bu psikolojik zenginlik meselesi?”
Şöyle anlatalım…
Bundan birkaç yıl önce 250 bin lira değerinde bir daireye sahip olan vatandaş, bugün aynı dairenin 2,5 milyon lira ettiğini duyunca ister istemez kendisini zengin hissediyor. Ya da yıllar önce 100 bin liraya aldığı otomobilin bugün 1 milyon lira değerinde olduğunu görünce, “Benim de mal varlığım arttı” diye düşünüyor.
Peki bu zenginlik ne zaman insanın kafasına dank ediyor?
Ev sahibi evinde tadilat yaptırmaya kalktığında…
Ustanın istediği rakamları görünce!
Bir boya, bir tesisat, bir mutfak veya banyo tadilatı için karşısına çıkan rakamlar, vatandaşa aslında ne kadar “zengin” olduğunu değil, alım gücünün ne kadar düştüğünü hatırlatıyor.
İşte o anda insanın aklına şu geliyor:
“Yandım anam, keten helva! Ben zengin falan değilmişim.”
Aynı durum otomobil sahipleri için de geçerli.
Yıllar önce 100 bin lira değerindeki aracın bugün 1 milyon lira ettiğini görmek güzel… Ta ki araç sanayiye gidene kadar!
Basit görünen bir arızanın 50-60 bin liralık faturaya dönüşmesi, vatandaşı bir anda gerçek hayatla yüzleştiriyor.
Çünkü mesele aracın veya evin kaç milyon lira ettiği değil; o milyonlarla bugün ne satın alabildiğinizdir.
Rakamlar büyüdü, zenginlik büyümedi
Son birkaç yılda yaşanan yüksek enflasyon ve Türk lirasındaki değer kaybı, kâğıt üzerinde birçok insanın mal varlığını katladı.
250 bin liralık ev 2,5 milyon oldu.
100 bin liralık otomobil 1 milyon oldu.
Altının, gayrimenkulün ve birçok varlığın fiyatı katlandı.
Ama aynı dönemde hayatın bütün maliyetleri de arttı.
Dolayısıyla vatandaşın cebindeki rakam büyürken, o paranın satın alma gücü aynı oranda büyümedi.
İşte buna ben “psikolojik zenginlik” diyorum.
İnsan kendisini zengin hissediyor ama markette, sanayide, tadilatçıda, kirada veya faturalar karşısında hâlâ aynı hesabı yapmak zorunda kalıyor.
Asıl kazananlar kim oldu?
Elbette bu dönemde gerçekten büyük kazanç elde edenler de oldu.
Enflasyonun yükseliş döneminin başında elinde nakdi bulunan ve gayrimenkul, altın, araç veya başka varlıklara yatırım yapanlar, fiyat artışlarını fırsata çevirdi.
Örneğin birkaç yıl önce 250 bin liraya birkaç daire satın alabilen bir kişinin bugün sahip olduğu gayrimenkullerin değeri milyonlarca liraya ulaşmış olabilir.
Aynı şekilde oto galericileri, kuyumcular ve sermayesini doğru zamanda mala dönüştürenler de bu süreçten ciddi şekilde etkilendi.
Bir kuyumcuyu düşünün…
Dört yıl önce elinde 5 milyon liralık altın bulunan bir işletmenin stok değeri bugün 75 milyon liraya ulaşabiliyor.
Burada önemli olan sadece rakamın büyümesi değil; sermayenin değer kaybetmemesi ve doğru zamanda doğru varlıkta tutulması.
Milyoner olmak başka, zengin olmak başka
İşte burada çok önemli bir ayrım var:
Milyoner olmak başka, zengin olmak başka.
Bir eviniz olabilir ama evinizin değeri yükseldi diye cebinizde kullanılabilir 2,5 milyon lira oluşmuyor.
Bir otomobiliniz olabilir ama otomobilinizin piyasa değeri 1 milyon liraya çıktı diye geliriniz 1 milyon lira artmış olmuyor.
Malınızın fiyatı yükselmiş olabilir; fakat hayatın maliyeti de sizinle birlikte yükseliyorsa, o servet artışının günlük yaşamınıza etkisi düşündüğünüz kadar büyük olmayabilir.
Bu nedenle bugün kendisini “zengin” hisseden birçok vatandaş aslında varlık açısından zengin, gelir açısından ise hâlâ dar gelirli olabilir.
Gerçek zenginlik nedir?
Bence gerçek zenginlik, sahip olduğunuz evin veya otomobilin kaç milyon lira ettiğiyle ölçülmez.
Gerçek zenginlik; ihtiyaçlarınızı karşılayabilmek, geleceğinizi güvence altında hissedebilmek ve kazandığınız paranın karşılığını alabilmektir.
Bir evinizin olması elbette büyük bir değerdir.
Bir otomobile sahip olmak da önemlidir.
Ama bunların piyasa değerlerinin yükselmesi tek başına sizi zenginler kulübüne sokmaz.
Çünkü bazen insanın cebindeki para değil, sahip olduğu malın fiyatı yükselir.
Ve insan bunu karıştırdığı anda psikolojik zenginlik başlar.
Sonra hayatın bir yerinde bir usta çıkar karşınıza…
Bir tamirci…
Bir market fişi…
Bir fatura…
Ve gerçekler yeniden kafaya dank eder:
“Ben zengin olmadım. Sadece sahip olduğum şeylerin fiyatı arttı.”
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, zengin olduğumuzu düşünmek değil; paramızın ve emeğimizin gerçek değerini doğru hesaplayabilmek.
Çünkü rakamların büyümesi her zaman refahın büyüdüğü anlamına gelmez.
Bazen sadece enflasyonun bize taktığı pahalı bir gözlükten bakıyoruzdur.