Azı karar, çoğu zarar… Peki Batman’da çay tüketimimiz ne kadar masum?

Çay… Batman’da yalnızca bir içecek değil, adeta günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Sabah kahvaltısında, iş yerinde, kahvehanede, misafirlikte, yemek sonrasında… Nerede otursak önümüze bir bardak çay geliyor. Hatta çoğu zaman bir bardakla da yetinmiyoruz.

Peki, hiç düşündük mü; Biz ne zaman bu kadar çay tiryakisi olduk?

Çayın hikâyesi oldukça eski. Rivayete göre çayın keşfi Çin’de, bir imparatorun sıcak suyuna bir çay yaprağının düşmesiyle başladı. Zaman içerisinde bu basit keşif, dünyanın dört bir yanına yayılan büyük bir kültüre dönüştü.

Türkiye’de ise çay denildiğinde akla ilk gelen yer hiç şüphesiz Rize’dir. Karadeniz’in yeşil tepelerinde yetişen çay, fabrikalarda işlenerek sofralarımıza ulaşır. Bugün Türkiye’de çay, kültürümüzün önemli bir parçası haline gelmiş durumda.

Ancak burada asıl sormamız gereken soru şu:

Çay gerçekten sandığımız kadar masum mu?

Elbette çayın kendisini tek başına bir hastalık sebebi gibi göstermek doğru değil. Ancak aşırı sıcak ve aşırı miktarda çay tüketiminin sağlık açısından bazı riskler taşıdığı konusunda uzmanların uyarıları var. Özellikle çok sıcak içeceklerin yemek borusu ve boğaz sağlığı açısından risk oluşturabileceği biliniyor.

Bir de işin içine şekeri kattığımızda mesele biraz daha büyüyor.

Batman’da çayhane kültürü oldukça güçlü. Bir oturuşta 2, 3, hatta 5-6 bardak çay içmek hiç kimseye garip gelmiyor. Sabah kahvaltısında çay, öğle yemeğinden sonra çay, akşam sohbetinde yine çay…

Üstelik çoğu zaman her bardağa şeker de ekliyoruz.

İşte burada durup düşünmek gerekiyor.

Fazla şeker tüketiminin diş sağlığı başta olmak üzere birçok açıdan sorun oluşturabileceğini artık hepimiz biliyoruz. Batman’daki diş hekimlerinin ve sağlık çalışanlarının bu konuda verdiği mücadele de bunun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Bir başka mesele ise kaynağı ve içeriği belli olmayan kaçak çaylar.

Güneydoğu Anadolu’da kaçak çay tüketiminin yaygın olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak nereden geldiği, nasıl üretildiği ve hangi koşullarda paketlendiği bilinmeyen ürünler konusunda daha dikkatli olmak gerekiyor. Ucuz olduğu için tercih edilen bir ürünün sağlığımız açısından ne taşıdığını bilmeden tüketmek doğru bir yaklaşım olmayabilir.

Çay içmeyelim mi?

Elbette mesele bu değil.

Mesele ölçüyü kaçırmamak.

Nasıl ki kahveyi, şekeri veya başka bir gıdayı aşırı tüketmek doğru değilse çayda da aynı ölçüyü korumak gerekiyor. Özellikle çayı çok sıcak içmemek, şeker miktarını azaltmak ve gün içerisinde tüketilen toplam miktara dikkat etmek önemli.

Belki de yıllardır yaptığımız en büyük hata, çayı susuzluğumuzu giderecek sıradan bir içecek gibi görmek.

Oysa Batman’da çay artık bir sosyal ritüel haline gelmiş durumda.

Bir dost sohbetinin bahanesi, misafirliğin başlangıcı, kahvehane kültürünün vazgeçilmezi…

Ama her alışkanlık gibi çay tiryakiliğinde de sınırı bilmek gerekiyor.

Atalarımız boşuna söylememiş:

“Azı karar, çoğu zarar.”

Çayımızı içelim, sohbetimizi edelim ama bardak sayısını da biraz azaltalım. Şekeri mümkün olduğunca azaltalım. Kaynağını bilmediğimiz ürünlere karşı dikkatli olalım ve en önemlisi sağlığımızı alışkanlıklarımızın önüne koyalım.

Çünkü mesele bir bardak çay değil…

Mesele, o bardağın hayatımızda ne kadar yer kapladığıdır.

Benden söylemesi…

Tercih sizin, beyler.