Doğa alarm veriyor. Yaban hayatı her geçen gün biraz daha azalıyor, yaşam alanları daralıyor. Buna rağmen doğadaki canlıları yalnızca “spor”, “eğlence” ya da “nişan alma” amacıyla avlamaya devam etmek, artık üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz gereken bir mesele.

Bir kekliğin doğadaki zararlı canlılarla mücadeledeki rolünü, bir dağ keçisinin tükettiği bitkilerin tohumlarını farklı alanlara taşımasını, bir arının polenlerin yayılmasına yaptığı katkıyı, bir bıldırcının tarım alanlarındaki zararlı böceklerle mücadelesini düşündüğümüzde doğadaki her canlının aslında büyük bir görevi olduğunu görüyoruz.

Çünkü doğada hiçbir canlı gereksiz değildir.

Eskiden insanların yaşam koşulları farklıydı. Kırsalda yaşayan insanlar için bir tavşan, birkaç bıldırcın ya da keklik avlamak, kimi zaman sofraya yiyecek koymanın yollarından biriydi. Ancak bugün şartlar değişti. Gıdaya ulaşmak çok daha kolay, kırsal alanlar ise geçmişteki kadar geniş ve bakir değil.

O halde şu soruyu sormamız gerekiyor:

Neyi avlıyoruz ve bunun adına neden hâlâ spor diyoruz?

Batman'ın kırsalında keklikten bıldırcına, çeşitli yaban hayvanlarından kuş türlerine kadar çok sayıda canlı bulunuyor. Ancak bu canlıların bir bölümü, yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli alanlar giderek azalırken bir de av baskısıyla karşı karşıya kalıyor.

Üstelik konu yalnızca birkaç hayvanın avlanması değil. Asıl mesele, ekolojik dengenin bozulmasıdır.

Bir türün azalması, başka bir türün çoğalmasına neden olabilir. Yılanlar azalırsa kemirgenlerin sayısı artabilir. Yırtıcı kuşların azalması, doğadaki bazı türlerin kontrolsüz çoğalmasına yol açabilir. Kısacası doğadaki yaşam, birbirine bağlı büyük bir zincirdir. Zincirin bir halkasını kopardığınızda bunun etkisi başka alanlarda da kendisini gösterir.

Bu nedenle yaban hayatına yalnızca “avlanacak hayvan” gözüyle bakmaktan vazgeçmemiz gerekiyor.

Bir başka önemli konu da evlerde ve araçlarda silah bulunmasının oluşturabileceği risklerdir. Silahların toplumdaki varlığının azaltılması, güvenlik ve olası kazaların önlenmesi açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bu noktada daha sıkı denetimlerin ve caydırıcı düzenlemelerin tartışılması gerektiğine inanıyorum.

Elbette deniz ve göl ürünleri gibi farklı kurallara ve sürdürülebilirlik esaslarına tabi alanlar ayrı değerlendirilebilir. Ancak karadaki yaban hayatının korunması konusunda çok daha hassas davranmamız şart.

Çünkü doğa bize ait değil.

Biz doğanın sahibinden çok, onun bir parçasıyız.

Bugün kekliği, bıldırcını, tavşanı, dağ keçisini ve diğer yaban canlılarını koruyamazsak yarın çocuklarımıza gösterecek bir yaban hayatı bulamayabiliriz.

İnsanoğlunun geleceği; temiz suya, sağlıklı toprağa, ormanlara, ağaçlara ve dengesi bozulmamış bir doğaya bağlıdır.

Artık hedefimiz daha fazla av değil, daha fazla yaşam olmalı.

Benim çağrım açık:

Avcılık sporu rafa kalkmalı.

Yaban hayatı korunmalı.

Doğadaki her canlının yaşam hakkına sahip çıkılmalı.

Çünkü doğayı tüketirsek, sonunda tükenecek olan yalnızca yaban hayatı olmayacaktır.

İnsanlığın geleceği de doğayla birlikte yok olacaktır.

Hoşça kalın.