Sosyal medyada dolaşırken karşıma çıkan bir haber, uzun süre düşündürdü beni.
İddiaya göre bir baba, engelli altı çocuğuyla birlikte yaşadığı evin kirasını ödeyemeyince ailesiyle beraber sokakta kalma noktasına gelmiş. Haber gerçekten yürek burkan bir tabloyu ortaya koyuyor. Fakat bu olayın yalnızca ekonomik boyutuna bakmak, asıl tartışılması gereken noktayı gözden kaçırmamıza neden olabilir.
İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bir çocuğun sağlık sorunlarıyla dünyaya gelmesinden sonra aile elbette büyük bir sınavla karşı karşıya kalabilir. Ancak ikinci çocukta da benzer bir durum ortaya çıktığında, bunun nedenleri konusunda uzman hekimlerden genetik danışmanlık ve sağlık desteği almak gerekmez mi?
Burada kimseyi çocuk sahibi olduğu için suçlamak ya da engelli bireylerin dünyaya gelmesini bir hata gibi göstermek doğru değil. Engelli olmak bir insanın değerini asla azaltmaz. Asıl mesele, ailelerin böyle ağır sorumluluklarla karşı karşıya kaldıklarında bilinçli hareket edip etmemesidir.
Birinci çocuktan sonra ikinci, üçüncü ve daha sonraki çocuklarda da benzer sağlık sorunları yaşanıyorsa, insanın durup düşünmesi, uzmanlara başvurması ve mevcut şartlarını değerlendirmesi gerekir.
Çünkü çocuk sahibi olmak yalnızca dünyaya bir evlat getirmek değildir. Onun barınmasından eğitimine, sağlık hizmetlerinden bakımına kadar bütün hayatı boyunca yanında olabilmeyi de gerektirir.
Ekonomik şartların zaten ağırlaştığı bir dönemde, bir ailenin altı çocuğun bakımını üstlenmesi son derece zor olabilir. Bugün iki çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak bile birçok aile için ciddi bir ekonomik yük haline gelmişken, özel bakım ve destek gerektiren çocukların bulunduğu kalabalık bir ailenin karşı karşıya kalacağı güçlükleri düşünmek gerekiyor.
Tam da burada devletin, sosyal hizmetlerin ve toplumun sorumluluğu devreye giriyor.
Böyle bir aile yalnız bırakılamaz. Çocukların eğitim, sağlık, barınma ve bakım ihtiyaçları devletin sosyal destek mekanizmalarıyla karşılanmalıdır. Komşuların ve toplumun da dayanışma göstermesi önemlidir.
Ancak sosyal devletin varlığı, bireysel sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Benim asıl itirazım da burada başlıyor.
Çocuk sahibi olmak bir kader meselesi olarak görülüp bütün sorumluluğun “Allah vergisi” denilerek geçiştirilmesi doğru değildir. İnançlarımızı tartışmanın dışında tutarak söylüyorum: İnsan kendisine verilen imkânları, şartları ve karşılaştığı uyarıları dikkate almak zorundadır.
Bir sorunla karşılaşıldığında yapılması gereken, onu kader deyip geçmek değil; nedenlerini araştırmak, uzmanlardan yardım almak ve geleceğe ilişkin doğru kararlar vermektir.
Üstelik burada en önemli soru şu:
Bu çocukların geleceği ne olacak?
Anne ve baba yaşlandığında, artık çocuklarına bakamayacak duruma geldiğinde kim onların yanında olacak? Çocukların geleceği için bugünden bir plan yapılmış mı?
İşte asıl düşünmemiz gereken mesele budur.
Medeniyet ve çağdaşlık yalnızca teknolojik gelişmişlik değildir. Aynı zamanda bilinçli birey, bilinçli aile ve geleceği düşünerek alınan sorumlu kararlar demektir.
Günümüzde birçok aile, ekonomik şartlarını, sağlık durumlarını ve çocuklarının geleceğini düşünerek aile planlaması konusunda uzmanlardan destek alıyor. Sağlık sorunlarının tekrarladığı durumlarda genetik danışmanlık ve doktor kontrolü büyük önem taşıyor.
Bunları konuşmak bazı insanları rahatsız edebilir. “Örfümüz var, geleneğimiz var, töremiz var” diyerek tepki gösterenler de olabilir.
Ama gelenek, insanın geleceğini düşünmesine engel olmamalıdır.
Bugün yaşanan acı bir olaydan yarının dersini çıkaramazsak, aynı acıların başka ailelerde de yaşanmasının önüne geçemeyiz.
Elbette bu ailenin yaşadığı ekonomik sıkıntı küçümsenemez. Elbette çocukların hiçbir suçu yok. Onların güvenli, sağlıklı ve onurlu bir yaşam sürme hakkı var.
Devletin de toplumun da bu çocukların yanında olması gerekiyor.
Fakat aynı zamanda ailelerin de çocuk sahibi olmanın sorumluluğunu, kendi sağlık ve ekonomik şartlarını, çocuklarının geleceğini daha fazla düşünmesi gerekiyor.
Çünkü çocuk dünyaya getirmek kolay, ama onun bütün hayatı boyunca sorumluluğunu taşımak çok daha büyük bir mesele.
Bu hikâyenin en acı tarafı ise çocukların hiçbir şeyden haberi olmadan, yetişkinlerin verdiği kararların sonuçlarıyla karşı karşıya kalmasıdır.
Allah bu çocukların yardımcısı olsun. Aileye de güç ve sabır versin.
Ama bu acı tabloyu sadece “kader” diyerek geçiştirmeyelim.
Bazen bir acının içinde, toplum olarak almamız gereken büyük bir ders vardır.
Hikâyemizin sonuna geldik. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Hoşça kalın.