Bazen insan susmayı seçer, bazen de konuşmanın tam zamanıdır. Ben bugün konuşmayı seçiyorum. Evet, belki biraz şimşekleri üzerime çekeceğim ama yine de söyleyeceğim.

Son zamanlarda sosyal medyada öyle paylaşımlar görüyorum ki, bazı muhabir ve gazeteci arkadaşların nasıl tuzaklara düştüğünü üzülerek izliyorum. Üstelik çoğu zaman bu tuzağın farkında bile değiller. Vatandaşlardan gelen video ve bilgiler, hiçbir süzgeçten geçirilmeden, araştırılmadan, doğruluğu sorgulanmadan “haber” diye servis ediliyor.

Oysa muhabirlik dediğimiz şey, masa başında gelen görüntüyü paylaşmak değildir. Saha muhabiri dediğin; olay yerine gider, görür, sorar, araştırır. Yetkililerden bilgi alır, gördüğünü ve öğrendiğini derler, toparlar ve editörüne sunar. Haber dediğin emek ister, alın teri ister.

Ama gelin görün ki, bazıları için işin kolayına kaçmak daha cazip. Olay yerine gitmek yerine, vatandaşın gönderdiği doğru-yanlış ne varsa alıp altına birkaç cümle ekleyerek paylaşmak artık “gazetecilik” sanılıyor.

Bir habere bakıyorsunuz: “Feci kaza.” Peki ölen var mı? Yok. Yaralı var mı? O da yok. Ortada sadece maddi hasarlı bir trafik kazası var. Şimdi sormak lazım: Her kazaya “feci” demek ne zamandan beri habercilik oldu?

Ya da bir köy yolu yağış nedeniyle kapanıyor, hemen başlık: “Vatandaşlar ulaşımsız kaldı!” Oysa gerçek çoğu zaman çok daha sıradan. Ama abartı, maalesef gerçeğin önüne geçiyor.

İşin daha üzücü tarafı ise şu: Bu haberlerin büyük bölümü muhabirin bizzat gidip gördüğü, doğruladığı bilgiler değil. Tamamen vatandaşlardan gelen, çoğu zaman abartılmış ve haber değeri bile tartışmalı içerikler.

Elbette herkes hata yapabilir. Ama bu hataların sürekli hale gelmesi, mesleğin kendisine zarar verir. Batman’da işini hakkıyla yapan, sahaya inen, bu tür içeriklere itibar etmeyen çok sayıda gazeteci var. Ancak bazıları “armut piş, ağzıma düş” anlayışıyla bu kirliliğin bir parçası olmayı tercih ediyor.

Başta da söyledim, bu sözlerim belki bazılarını rahatsız edecek. Ama gerçekler rahatsız eder. Bir gazeteci olarak, bir saha muhabiri olarak görevimiz nettir: Halkı doğru bilgilendirmek. Ne eksik, ne fazla. Sadece gerçek.

Yanlış ve abartılı haberler sadece okuyucuyu yanıltmaz; aynı zamanda gazetecilik mesleğinin itibarını da zedeler. İnsan meslektaşlarına üzülmez mi? Elbette üzülür. Ama dostluk, gerçeği söyleyebilmektir. Dost acı söyler.

Şimdi kimileri “Kim bunlar?” diye soracaktır. Sormayın. Bu mesleğin içinde olan herkes, kimin ne yaptığını zaten biliyor. Beni de bilirler; sözümü kimseden esirgemem.

Son sözüm net: Herkes işini hakkıyla yapacak. Saha muhabiri sahaya gidecek, doğru bilgiyi alacak ve vatandaşa doğru şekilde aktaracak. Aksi halde yapılan şeyin adı haber olmaz.

Hoşça kalın.