Lokanta menülerine bakarken insan ister istemez cüzdanını yokluyor. Fiyatlar öyle bir noktaya geldi ki, bugün tek başınıza sıradan bir lokantaya otursanız bile 600 liradan aşağı bir hesap ödemek neredeyse imkânsız. İki kişiyseniz, hele bir de kebap söylediniz mi, bin liralık hesap sizi bekliyor.
Son zamanlarda “uygun” denilerek açılan self servis, catering ile yemek fabrikası arası işletmeler de pek masum sayılmaz. Evet, fiyatlar klasik restoranlara göre biraz daha düşük gibi görünüyor ama porsiyonlar o kadar küçük ki insan tabağa mı bakıyor, yemeğe mi karar veremiyor. Bir arkadaşım geçen gün net konuştu: “Artık dışarıda yemek yemek enayilik.”
Düşündüm de, haksız sayılmaz.
Eğer evde yemek pişirme imkânınız ve biraz da vaktiniz varsa, mutfağa girmenin ekonomik açıdan ne kadar akıllıca olduğu çok açık. Üstelik sadece ekonomik değil; lezzet açısından da. Evde “en kral yemeği” yapmak hâlâ mümkün. Lokantada 100–150 gram et için servet öderken, aynı parayla evde etli, tavuklu, bol malzemeli yemekler yapılabilir.
Bir lokantada iki kebap için ödenen bin lira, evde bir ailenin günlerce karnını doyuracak bir bütçedir. Lokantalarda porsiyonlar küçülüyor, gramajlar düşüyor ama fiyatlar sürekli büyüyor. Oysa evde, yarı paraya bol bir tabak yemekle doymak hâlâ mümkün.
Bu mesele sadece yemek değil, bir ekonomi felsefesi aslında. Özellikle dar ve sabit gelirli aileler için hayati bir bakış açısı. Evde lokantanın yarı fiyatına yemek yapmak varken, dışarıda 100 gram porsiyon için onca para vermek mantıklı mı?
Biraz matematik, biraz mantık yürüttüğünüzde çözüm kendiliğinden ortaya çıkıyor. Eskiler bunu çok iyi biliyordu. Bir buğdaydan onlarca çeşit bulgur, bir de un çıkarır; aynı bulguru farklı baharatlarla pişirip sanki her gün başka yemek yeniyormuş hissi verirlerdi. Bereket dediğimiz şey de biraz böyle bir şey değil mi zaten?
Bugün de pek çok aile buğdaydan, bulgurdan, benzeri ürünlerden çeşit çeşit yemek yapmayı başarıyor. Bu yüzden bana göre, lokantaya gitmek —özellikle dar ve sabit gelirli aileler için— gerçekten lüks, hatta çoğu zaman gereksiz.
Aile ekonomisini bilen, mutfağına sahip çıkan aileler kolay kolay aç kalmaz. Restoran ve lokantalar aslında daha çok misafirler, evi olmayanlar ya da mecbur kalanlar içindir. Eğer bir eviniz, bir mutfağınız ve az da olsa imkânınız varsa; dışarıda yemek yemeyi alışkanlık hâline getirmek akıl kârı değil.
Kısacası mesele keyif değil, ihtiyaç meselesi. Keyif arada bir olur. Ama her gün dışarıda yemek yemek… İşte orada durup düşünmek gerekir.