Etrafımızda fırtınalar kopuyor. Karada, havada, denizde savaşlar… Haritalar yeniden çiziliyor, dengeler sürekli değişiyor. Böylesi bir coğrafyada ayakta kalmak bile başlı başına bir başarıyken, Türkiye rotasını kaybetmeden yoluna devam ediyor. Yelkenlerini açmış bir gemi gibi, rüzgârı arkasına alarak ilerliyor.

Cumhurbaşkanı ekranlara çıkıyor ve net bir mesaj veriyor: “Kimse endişelenmesin, Türkiye eski Türkiye değil.”

Bu cümle kimine göre bir siyasi söylem olabilir. Ama ben bu cümlenin sahada karşılığı olduğunu düşünenlerdenim.

Neden mi?

Çünkü bugün Türkiye, savunma sanayisinde kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülke. Gökyüzünü koruyan sistemlerden, yerli üretim hava araçlarına; denizlerdeki caydırıcı güçten kara ordusunun kabiliyetine kadar geniş bir güvenlik ağına sahip. Eskinin edilgen, dışa bağımlı yapısından çok daha farklı bir noktadayız.

Ekonomi zaman zaman dalgalanıyor, bunu inkâr etmek gerçekçi olmaz. Ancak sistem çalışıyor. Bankacılık ayakta, piyasa işliyor, devlet mekanizması çökmüyor. Bu bile başlı başına bir istikrar göstergesidir.

Terör meselesinde de eskiye kıyasla çok farklı bir tablo var. Yıllarca bu ülkenin enerjisini tüketen, insanını yoran o karanlık dönem artık geride kalmaya çok daha yakın. İnsanlar artık şehirlerinde daha huzurlu bir hayat sürüyor.

Altyapıya baktığımızda da benzer bir değişim görülüyor. Havaalanları, bölünmüş yollar, köprüler, hızlı tren hatları… Bunlar sadece beton yatırımları değil; aynı zamanda bir ülkenin damarlarına kan taşıyan sistemlerdir. Ulaşım kolaylaştıkça ekonomi büyür, şehirler gelişir, hayat hızlanır.

Bir diğer önemli başlık ise üretim. Türkiye artık sadece tüketen değil, üreten ve ihraç eden bir ülke olma yolunda ilerliyor. Tarımda, sanayide, savunmada atılan adımlar bunu açıkça gösteriyor. Kendi otomobilini, kendi hava araçlarını, kendi teknolojisini üretme iddiası, sıradan bir hedef değil; bir zihniyet değişiminin sonucudur.

Elbette eleştiriler olacaktır. Enflasyon konuşulacak, hayat pahalılığı dile getirilecektir. Bunlar görmezden gelinemez. Ancak yapılanları yok sayarak bir yere varılamaz. Çünkü bazı gerçekler vardır ki, üstünü örtmeye çalışsanız da görünür olmaya devam eder. Güneş balçıkla sıvanmaz.

Düşünün… Bundan 20-25 yıl önce aynı coğrafyada bu kadar gerilim varken nasıl hissederdik? Büyük ihtimalle daha fazla kaygı, daha fazla belirsizlik olurdu. Bugün ise insanlar gündelik hayatına devam edebiliyor. Bu, kendiliğinden oluşan bir durum değil; yönetim, strateji ve kriz becerisinin bir sonucudur.

Devleti yönetenlerin her adımı tartışılabilir, eleştirilebilir. Ama hakkını teslim etmek de gerekir. Zor bir coğrafyada, ateş çemberinin ortasında ülkeyi ayakta tutmak kolay bir iş değildir.

Dış politika ne kadar sağlam durursa, iç dengeler de o kadar güçlü olur. Bu yüzden atılan adımların sadece bugünü değil, yarını da ilgilendirdiğini unutmamak gerekir.

Sonuç olarak; ister kabul edelim ister etmeyelim, Türkiye artık eski Türkiye değil. Daha güçlü, daha iddialı ve daha dirençli bir ülke var karşımızda.

Hoşça kalın.