Batman’ın en geniş ve en işlek caddelerinde bile yaşanan trafik sıkışıklığı, artık şehrin genel ulaşım sorununu açıkça ortaya koyuyor. Eğer ana arterlerde durum buysa, ara sokaklarda yaşanan keşmekeşi tahmin etmek hiç de zor değil.

Zaman zaman Bangladeş, Hindistan ve Pakistan gibi yoğun nüfuslu ülkelerin trafik görüntülerine bakıyorum. Ne yazık ki Batman’daki bazı manzaralar da onlardan pek farklı değil. Sürekli korna sesleri, ani manevralar, yol gasp edercesine yapılan şerit ihlalleri… Trafik kurallarının adeta yok sayıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.

Bir yanda ışıklarda sabırsızca korna çalanlar, diğer yanda yol hakkını hiçe sayan sürücüler… U dönüşünü yolun ortasında yapanlar, sağdan tehlikeli şekilde hızla geçen araçlar ve döner kavşakta “öncelik” kavramını tanımayanlar… Tüm bunlar birleşince, Batman’da araç kullanmak artık bir ulaşım kolaylığı değil, ciddi bir stres kaynağına dönüşmüş durumda.

Asıl dikkat çekici olan ise, bu karmaşa içinde birçok sürücünün zamanla kendi sakinliğini de kaybetmesi. Normalde kurallara uyan, dikkatli bir sürücü bile bu ortamda öfkesine yenik düşebiliyor. Trafik, sadece yolları değil, insanın psikolojisini de zorluyor.

Bir başka sorun ise mahalle aralarında yaşanıyor. Bazı sokaklar adeta özel otoparka çevrilmiş durumda. Araçlar öyle düzensiz park ediliyor ki ambulansın, itfaiyenin, hatta çöp aracının bile geçmesi imkânsız hale geliyor. Bir kişinin duyarsızlığı, tüm mahallenin yaşamını kilitleyebiliyor.

Aynı evde üç araç, dört araç… Baba ayrı, anne ayrı, çocuk ayrı araç sahibi olunca; doğal olarak apartman önleri ve sokaklar bu yükü taşıyamaz hale geliyor. Buna bir de ağır tonajlı araçlar eklendiğinde, şehir içi trafik daha da içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Merkez nüfusu yaklaşık 450 bin olan bir şehirde, neredeyse 1 milyona yaklaşan araç sayısından söz ediliyor. Taksiler, minibüsler, kamyonlar, otobüsler, motosikletler derken şehir adeta tekerlek üzerinde dönüyor. Ancak bu yoğunluk, plansızlıkla birleşince sorun katlanarak büyüyor.

Bizde ilginç bir durum daha var: Sağlığımızı ihmal ederiz ama aracımızın bakımını aksatmayız. Arabamızın sigortası eksik olmasın isteriz ama kendi sağlığımızı çoğu zaman erteleriz. Bu da aslında şehirdeki “araç merkezli yaşam” anlayışını özetliyor.

Batman caddeleri artık bu yükü taşımakta zorlanıyor. Şehir büyüdükçe araç sayısı da büyüyor ama çözüm aynı hızla gelişmiyor. Belki de en temel ihtiyaç, yeniden “yürümeyi”, “bisikleti” ve toplu taşımayı hatırlamak.

Aksi halde bu gidişle, sadece trafik değil; sabrımız, sağlığımız ve şehirde yaşam kalitemiz de giderek daha fazla zarar görecek.