Batman’da yaşayıp da bu şehrin ruhunu bilmeyen yoktur. Bizim burada hayat biraz farklı akar. Tarzımız başkadır, lüks anlayışımız başkadır. Hatta öyle ki, bu ülkede enflasyona kafa tutan tek şehir varsa, o da Batman’dır desek abartmış olmayız.
Enflasyon mu? Vız gelir, tırıs gider… Enflasyon canavarı dedikleri şey, Batmanlıya pek işlemez. Ne korkutur ne de geri adım attırır. Çünkü burada mesele sadece yaşamak değil; nasıl yaşadığını göstermek, biraz da “caka” yapmaktır.
Bakın düğünlere… Bir binada kaç tane düğün salonu var sayamazsınız ama yine de randevu bulmak neredeyse imkânsız. Hatta öyle ki, düğün salonundan gün almak, hastaneden randevu almaktan daha zor hale gelmiş durumda.
Eskiden düğün dediğin sade olurdu, şimdi ise adeta bir organizasyon savaşına dönüştü. Yemekli düğünler standart oldu. Damat tarafının işi ise her geçen gün daha da zorlaşıyor. Altın mı? Artık birkaç bilezikle kimseyi tatmin edemezsiniz. Zincir olacak, kemer olacak… Evin olacak, araban olacak… Hatta yetmez, evleneceğin kişinin bile arabası olması beklenir hale gelmiş.
Bunlar abartı değil, bugünün gerçeği.
Evde salçalı makarna yiyelim ama düğünde altından, gösterişten vazgeçmeyelim anlayışı hâkim. İşte tam da bu yüzden, Batman’da kızlar “değerli” değil, adeta “çok değerli.” Yapılan düğünler, takılan takılar, kurulan evler bunu açıkça gösteriyor.
Ama işin bir de öbür yüzü var.
Her gün gençlerden aynı serzenişi duyuyorum: “Evlenemiyoruz.”
Ne diyebilirim? Araban yoksa, evin yoksa, yeterli gelirin yoksa bu şehirde evlilik zor. Belki de en acı gerçek bu.
Eskiden bir sevda yeterdi. “Sevelim, anlaşalım, küçük bir evimiz olsun” hayaliyle yuva kurulurdu. Şimdi o hayaller bile lüks sayılıyor. Artık aşk değil, bütçe konuşuyor.
Kabul edelim; Batman’da evlilik artık bir gönül işi olmaktan çıkıp, ciddi bir ekonomik projeye dönüşmüş durumda. Paran varsa evlenirsin, yoksa uzaktan izlersin.
Kimse yanlış anlamasın; bu kültür yeni değil. Yıllardır süregelen örf ve adetlerimizin bir parçası. Ama değişen bir şey var: maliyetler. Ve o maliyetler artık birçok gencin hayallerini erteliyor.
Yine de umutsuzluğa kapılmaya gerek yok. Belki de çözüm çok daha basit: Ayağımızı yorganımıza göre uzatmak… Kendimize uygun hayatlar kurmak… Tencerenin kapağını bulmasına izin vermek.
Çünkü gösteriş geçer, hayat kalır.
Hoşça kalın…