Eskiden Ramazan denince akla ilk gelen kelimeler bereket ve rahmet olurdu. Sofralar paylaşılır, gönüller yumuşar, insanlar birbirine daha sıkı sarılırdı. O ay, sadece oruçla değil; dayanışmayla, huzurla ve umutla anılırdı.
Ama yıl 2026…
Ve hâlâ ülkemizde Ramazan’a özel yardım kolileri hazırlanıyor, yardım kartları dağıtılıyor.
Elbette yardım kötüdür demiyorum. Aksine, yardımlaşma bu toplumun mayasında var. Veren el alan eli görmemeli; hayır yapanın yolu açık olmalı. Allah yapılan her iyiliği katbekat mükâfatlandırsın.
Fakat insan sormadan edemiyor:
Yardım yapmak için neden 11 ay bekleniyor?
Ve daha önemlisi, neden hâlâ insanlar yardım kolilerine muhtaç bırakılıyor?
Benim için mesele tam da burada başlıyor.
Her Ramazan kolisi gördüğümde aklıma ilk gelen şey bereket değil; dar gelirli vatandaşın çaresizliği oluyor. O koliler, bazen bir ihtiyaçtan çok, yüzümüze çarpan kırmızı bir utanç tokadı gibi geliyor bana. Eğer bu ülkede birileri hâlâ temel gıda kolisine muhtaçsa, dönüp kendimize sormamız gereken çok şey var demektir.
Demek ki istihdam yetersiz. Demek ki üretim yetersiz.
Demek ki sanayide, ekonomide hâlâ emekliyoruz.
Belki de artık şapkamızı önümüze koyma zamanı gelmiştir.
Belki gelir dağılımında ciddi bir adaletsizlik vardır.
Belki demokrasimizin işleyişinde aksayan yönler vardır.
Sorun nerede olursa olsun, çözmek zorundayız.
Yoksulluğu sadece Ramazan ayında hatırlıyorsak, burada bir samimiyet sorunu da var demektir. Fakirliği, garibanlığı yılda bir ay konuşup sonra unutan bir anlayışla bu mesele çözülmez. Açlık sınırını, yoksulluk gerçeğini artık yüksek sesle konuşmalıyız.
Vatandaşın gündeminde;
“Bu ay kolim gelecek mi?” sorusu değil,
“Sağlığım yerinde, işim gücüm var, çocuklarım huzurla okuyor” cümlesi olmalı.
Kimileri “İnsanoğlu doyumsuzdur” diyebilir.
Ama lafla peynir gemisi yürümez. İnsana imkân verin; bakalım gerçekten doyumsuz mu? İş imkânı sağlandığında suç oranları düşüyor mu, gençler daha umutlu oluyor mu, insanlar kağıt toplamayı, simit satmayı bırakıyor mu? Bunları görmeden “doyumsuzluk” demek kolaycılık olur.
Üreten, adaleti güçlü, ekonomisi sağlam ülkelerde insanlar yardım kolisine değil; alın terine güvenir. Fabrikalar çalışır, gençler istihdam edilir, kimse kapı kapı dolaşan bir koliyi beklemez.
Ramazan’ı arınma ayı olmaktan çıkarıp bir “yoksulluk vitrini”ne çevirmeyelim.
Kapı kapı koli dağıtmak yerine, bu düzeni değiştirecek politikaların kapısını çalalım. Siyasetçilerin kapısını çalalım. Kalıcı, genel ve sürdürülebilir ekonomik çözümler isteyelim.
Ben yardım etmeyin demiyorum. Elbette edin.
Ama yardıma muhtaç insan sayısını azaltacak bir sistemi kurmadan, her yıl aynı manzarayı yaşamak bize yakışmıyor.
Ramazan ayı utanç ayı olmasın.
Gerçekten bereketin, gerçekten rahmetin ayı olsun.
Hoşça kalın.