Son birkaç yıldır yaşadığımız kuraklık hepimize aynı soruyu sordurmuştu:

Acaba…

Acaba göller tamamen kurur mu?

Acaba akan sular susar mı, barajlar boşalır mı?

Toprak çatlar, ekinler boynunu büker mi?

Endişemiz büyüktü. Haklıydık da. Çünkü doğa, uzun süredir bize alarm veriyordu.

Ama Cenab-ı Hak, her zaman olduğu gibi insanoğlunun kaygısına bir nokta koydu. Son yılların en yağışlı günlerini yaşıyoruz.

Kar yağdı, yağmur yağdı…

Ve yağmaya devam ediyor.

Son 15 yılın en etkili kış mevsimini geride bırakıyoruz. Yağan bu karlar ve yağmurlar toprağı yumuşatacak, yer altı sularını zenginleştirecek. Kuruyan umutlar yeniden filizlenecek.

Bugün dünyada yer altı suları artık altın kadar değerli. Hatta bazı ülkeler bu suları enerjiye dönüştürmenin yollarını arıyor. Bu da bize açık bir mesaj veriyor aslında:

Suyunu koru. Değerini bil.

Barajlarımıza, göllerimize sahip çıkalım.

Sularımızı kirletmeyelim.

Denizlerimizi hoyratça tüketmeyelim.

Çünkü dünya hızla değişiyor. Buzullar eriyor, küresel ısınma durmaksızın devam ediyor. Ya çok sert kışlar yaşıyoruz ya da kışı hiç görmeden mevsimleri geçiyoruz. Dünya yaşlandı; biz ise onun dengesini bozmakta ısrarcıyız.

Elektrik için akan suların önüne setler çekiyor,

Bir rulo tuvalet kâğıdı için ormanları gözümüzü kırpmadan kesiyoruz.

Sonra da dönüp,

“Ya Rabbi, bize yağmur ver…

Mevsimleri yerinde yaşat…”

diye dua ediyoruz.

Aslında kıblemiz çoğu zaman şaşmış olsa da, Kurban olduğum Allah kendisine açılan hiçbir avucu geri çevirmedi.

Bu kış, neredeyse iki yıla yetecek kadar yağış aldı bu topraklar. Barajlarımız doldu, göllerimiz canlandı, dereler coştu. Ormanlar üzerindeki tozu attı, doğa kendini yeniledi.

Bu bereketle birlikte çiftçinin de yüzü güldü.

“Allah bereket versin” dedirtti.

Duamız şudur:

Allah’ım, bize yeniden kuraklık günleri yaşatma.

İlkbaharıyla, yazıyla, sonbaharıyla, kışıyla dört mevsimi bize nasip et.

Bereketini üzerimizden eksik etme.

Ve biz de üzerimize düşeni yapalım:

Suyumuzu tasarruflu kullanalım.

Hoşça kalın.