Bilim insanları, “tarih geleceğin aynasıdır” der. Güzel bir cümle… Ama sokağa indiğinizde, günlük hayata karıştığınızda şu soru akla geliyor: Gerçekten kimin umurunda?

Çevremize baktığımızda, geçmişin bize bıraktığı izleri görmek zor değil. Tarihi yapılar, medreseler, camiler, kiliseler… Duvarlarında zamanın izini taşıyan her taş, aslında bir hafıza. Ama biz o hafızaya ne yapıyoruz? Kimi zaman kazıyoruz, kimi zaman yazılarla kirletiyoruz, kimi zaman da sessizce kaderine terk ediyoruz.

Hasankeyf’i hatırlayın… Bir zamanlar insanlığın ortak mirası olarak anılan o kadim şehirde, “tarihi keşfetmek” yerine “altın arama hayali” daha çok konuşulmadı mı? Duvarları kazılan, taşları sökülen, geçmişi hoyratça kurcalanan bir şehir olmadı mı?

Ya da çevremizdeki eski kiliseler… Birçoğu artık sadece “eski bina” muamelesi görüyor. Üzerinden taş üstünde taş kalmamış, bakımsızlığa terk edilmiş, hatta yanından geçerken dönüp bakmadığımız yapılar… Oysa her biri bir dönemin tanığı, bir kültürün sessiz anlatıcısı.

Bugün bize en çok sorulan şeylerden biri tarih ve tarihi eserler. Ama samimi olalım: Kaçımız gerçekten ilgileniyoruz? Batman’da bir müze var, ama günde kaç kişi o müzenin kapısından içeri giriyor? Kaç kişi o eserlerin hikâyesini merak ediyor?

Belki de en acı gerçek şu: Birçoğumuz için tarih, sadece güzel bir manzara varsa değerli. Önünde durup bir fotoğraf çeker, sosyal medyada paylaşır, “story” yaparız. Sonrası yok. Ne bir soru, ne bir merak, ne de bir bağlılık…

Midyat örneği de düşündürücü… Turist akını var ama çoğu ziyaretçi o konakların tarihini değil, hangi dizinin nerede çekildiğini soruyor. Bir konak kaç yıllık, kimler yaşamış, hangi kültürlere ev sahipliği yapmış… Bunlar çoğu zaman kimsenin gündeminde değil.

Daha da çarpıcı olanı şu: Eğer bir yerde “altın var” söylentisi varsa, işte o zaman tarih bir anda hatırlanıyor. O sessiz taşlar bir anda kazma sesleriyle uyanıyor. Ama amaç korumak değil, bulmak oluyor.

Tarih kimin umurunda?

Aslında cevap acı ama net: Çoğumuzun, sadece işimize geldiği kadar.

İşte bizim gerçeğimiz…