Son yıllarda trafikte yaşanan bir gerçek var: sürücüler için trafik polisi ve radar neredeyse bir “korku unsuru” haline geldi. Artan cezalar, sıkı denetimler ve sürekli değişen kurallar birçok sürücüyü tedirgin ediyor. Hatta öyle ki bazı sürücüler için trafik polisi artık rüyalara giren bir figüre dönüşmüş durumda.
Ancak burada durup düşünmek gerekiyor: Trafik polisi gerçekten bu işin “kötü karakteri” mi, yoksa sistemin içinde sıkışıp kalan bir görevli mi?
Bugün gelinen noktada hem sürücüler hem de trafik polisleri büyük bir belirsizlik içinde. Sürücü neyi aracına takabileceğini, neyi takamayacağını; araçta ne bulundurması gerektiğini, ne bulundurmaması gerektiğini tam olarak bilmiyor. Trafik polisi de çoğu zaman hangi durumda ceza yazacağı, hangi durumda yazmayacağı konusunda tartışmaların ortasında kalıyor.
Bir bakıyorsunuz aracınızda ilk yardım çantası yok ceza. Tutanak kağıdı yok ceza. Tebeşir yok ceza. Bir başka denetimde farklı bir gerekçe… Hatta kimi zaman sürücüler, “Polis isterse bu memlekette cezasız sürücü kalmaz” diyecek noktaya geliyor.
Son dönemde getirilen bazı cezalar ise tartışmayı daha da büyütmüş durumda. Modifiyeli araç kullandığınız gerekçesiyle aracınız bağlanabiliyor, trafikten men edilebiliyor ve ehliyetinize el konulabiliyor. Araçta güçlü bir müzik sistemi bulundurmanın bile ciddi para cezalarıyla karşılık bulduğu söyleniyor. Cam filmi, korna, sis lambası, tampon yüksekliği… Liste uzayıp gidiyor.
Sorun aslında ceza yazılması değil. Hız sınırını aşana ceza yazılmalı. Kırmızı ışık ihlali yapan cezalandırılmalı. Drift atan, makas atan, alkollü araç kullanan sürücüye en ağır yaptırım uygulanmalı. Çünkü bunlar gerçekten toplum güvenliğini ilgilendiren konular.
Fakat altyapısı ve standartları net olmayan bazı uygulamalar hem sürücüyü hem de trafik polisini karşı karşıya getiriyor. Bir sürücü tamponunu değiştirdi diye, aracına aksesuar ekledi diye büyük cezalarla karşılaşabiliyor. Hatta öyle örnekler konuşuluyor ki; değeri 150 bin lira olan bir araca 300 bin lira ceza kesildiği söyleniyor.
Burada vatandaşın sorduğu basit bir soru var: “Benim aracım şahsi aracım. Eğer çevreyi ve insanları tehlikeye atmıyorsam aracımı istediğim gibi kullanamaz mıyım?”
Elbette herkes aynı marka ve model araçlara sahip olamaz. Herkes lüks araçlara binemez. Bazı insanlar araçlarını kişiselleştirerek, müzik sistemi kurarak ya da farklı bir görünüm kazandırarak kendilerini ifade etmeye çalışıyor.
Devletin görevi elbette düzeni sağlamak. Ama bu düzen kurulurken insanların yaşam tarzı, zevkleri ve tercihleri de tamamen görmezden gelinmemeli.
Bir başka gerçek daha var: Trafik polisleri de bu sistemin içinde çalışan insanlar. Onlara yüklenen sorumluluk, uygulamak zorunda kaldıkları cezalar ve vatandaşla karşı karşıya kalma durumu onları da zor durumda bırakıyor. Hatta bazı sürücüler, yazılan cezalara tepki olarak araç anahtarını polise bırakıp gidiyor.
Oysa mesele ceza değil, eğitim olmalı.
Trafikte gerçek çözüm; kuralları anlaşılır hale getirmek, standartları net belirlemek ve sürücüleri bilinçlendirmektir. Ceza, en son başvurulacak yöntem olmalıdır.
Unutmamak gerekir ki trafikte huzur da güven de ancak karşılıklı anlayışla sağlanır.
Hoşça kalın.