Her yıl bu meseleyi kaleme alıyorum. Bu yıl da susmayacağım.

Ramazan ayı berekettir, rahmettir, paylaşmaktır. Bu ayda komşun açken tok yatamazsın. Fitre verilir, zekât verilir, dua edilir, kapılar çalınır. Yapılan her hayrın katbekat karşılık bulduğuna inanırız.

Ama tam burada bir virgül koymak istiyorum.

Askıda ekmek güzel bir niyetin ürünüdür; lakin her güzel niyet doğru sonuç doğurmaz. Allah kimseyi muhtaç etmesin, bir ekmeğe el açmak kolay değildir. Fakat askıya bırakılan ekmeği ihtiyaçtan değil de alışkanlıktan, hatta ticarete dönüştürerek almak; işte burada durup düşünmemiz gerekir.

Batman’da bazı fırınların önünden geçerken siz de görüyorsunuzdur. Ben görüyorum. Üstelik birkaç Ramazan’dır dikkatle takip ediyorum: Bu uygulama gerçekten hedefine ulaşıyor mu?

Açık konuşayım; bırakın hedefine ulaşmayı, bazen yapılan bağışın amacından saptığını düşünüyorum. Akşamüstü torbalarında 20–30 ekmekle oturan insanlar var. Dirseklerini ekmek dolu poşetlere dayayıp bekleyenler… İhtiyaç bu mudur?

İhtiyacın ölçüsü vardır. Bir ekmek alırsın, olmadı iki. Kalabalıksındır üç alırsın, evine gidersin. Hayır sahibine de gönülden bir dua edersin. Peki onlarca ekmek nereye gidiyor? Dağıtılıyor mu, satılıyor mu, derin dondurucuya mı atılıyor? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey şu: Gerçek ihtiyaç sahibinin hakkının önüne geçiliyor.

Daha acısı ne biliyor musunuz? Orada oturanlar yüzünden gerçekten muhtaç olan bir insan utanıp geri dönüyor olabilir. “Yanlış anlaşılırım” korkusuyla askıdan ekmek alamayanlar olabilir. İşte asıl vebal burada başlıyor.

Toplum olarak, özellikle Batman olarak bu alışkanlığı yeniden gözden geçirmek zorundayız. İnsanlara sürekli balık vermek çözüm değil; balık tutmayı öğretmek zorundayız. Aksi hâlde tembelliği teşvik eder, kötü niyetlilere alan açarız.

Fırıncılar da durumun farkında. Ekmeği verirken yüzleri düşüyor; ama ortada bağış var, vermek zorundalar. Onlar da istemeden bu suistimale ortak oluyor.

Bu işin adı hayır değil; eğer istismar varsa bunun adı duygu sömürüsüdür. Dilenciliktir. Sertkârlıktır.

Peki çözüm ne?

Askıda ekmek uygulaması elbette olsun. Ama denetimli olsun. Gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşsın. Bu noktada mahalle muhtarlarına büyük görev düşüyor. Askıya bırakılan ekmekler toplanmalı, mahallede gerçekten ihtiyacı olan ailelere ulaştırılmalı. Zabıtalar da bu konuda hassas olmalı. Resmî makamlar duygusallıkla değil, adaletle yönetilir.

Sözlerimin arkasındayım. Eğer bu düşüncelerimde bir hata, bir günah varsa hesabını Allah’a veririm. Ama kimsenin de ihtiyaç sahibinin hakkını yemesine sessiz kalmam.

Çünkü ekmek nimettir. Ve nimet istismar kaldırmaz.

Hoşça kalın.