Merhaba dostlar,

Yaklaşık on yıldır emekliyim. Ama itiraf etmeliyim ki, hayatımda ilk kez bir çay evine oturup iki bardak keyif çayı içemedim. Neden mi? Bu çaycının ya da mekan sahibinin suçu değil. Sorun, gelirimin çayhanede oturup çay keyfi yapmaya yetmemesinden kaynaklanıyor.

Emekli olunca bazı tercihler yapmak gerekiyor; herkesin bildiği gibi. “Acaba çay evinde iki-üç bardak çay içeyim mi, yoksa o parayla evime ekmek alıp çayımı evde mi içeyim?” Ne yazık ki benim cevabım, iki bardak çay keyfime değil, eve ekmek götürmeye oldu.

Etrafıma bakıyorum, benim gibi onlarca insan var. Çay ocağının karşısındaki bankta oturmuş, dinleniyor, sigarasını içiyor. Onları görünce anlıyorum ki onlar da benim gibi düşünüyor: Birkaç saat sonra eve gidecek, cebindeki üç-beş kuruşla ailesinin karnını doyuracak.

İnsanlar bazen karıştırıyor: Enflasyon ile gelir düzeyi aynı şey değil. Bir eşyanın veya gıdanın fiyatı artabilir, bu enflasyonun sonucudur. Ama geliriniz bunu karşılamıyorsa, işte o zaman dar gelirli bir vatandaşsınız, tıpkı benim gibi.

Çay ocağına dönersek… Yıllardır erkekler evden uzaklaşıp çay ocaklarında arkadaşlarıyla buluşur, çaylarını içer, sohbet eder ve sosyalleşirler. Ama maalesef bugün birçok dar gelirli vatandaş, benim gibi, çay ocağına gidip arkadaşlarıyla iki bardak çay içemiyor.

Bir örnekle açıklayayım: Eğer Passat marka bir aracınız varsa, neredeyse her yerde Passat’ları fark edersiniz. Dar gelirli bir vatandaşsanız, cadde ve sokaklarda sizin gibi insanların çaresizliğini görür, hissedersiniz. Ben de Batman sokaklarında dolaşırken gördüm ki artık birçok insan ne lokantaya gidebiliyor ne de çay ocağına oturabiliyor. Uzaktan bakıp, içeridekileri izlemekten başka çareleri yok.

Gerçekten acı bir manzara bu. Olanla olmayan arasındaki uçurum o kadar derin ki, hiçbir ekonomik düzen bu farkı kapatamaz gibi görünüyor. Dar gelirli emekliler için durum bu: Lokantada oturanları, çay ocağında oturanları uzaktan izlemekle yetiniyorlar.

Ne diyelim… Allah yar ve yardımcımız olsun. Dar gelirli vatandaşlarımızın sığınacak başka bir yeri yok; derdini anlatacak, yardım edecek bir merci yok. Sanki okyanusların kumsala attığı bir yosun gibi, çaresizce beklemekten başka bir seçenek yok.

Herkesin beklediği gibi…

Hoşçakalın.