Bu memlekette tezgâh açmak gerçekten kolay…
Semt pazarında tezgâh açabilirsiniz, cadde ve sokakta açabilirsiniz, hatta bir derneğin çatısı altında bile vatandaşın karşısına bir tezgâhla çıkabilirsiniz.
Üstelik bu durumun tamamını yerel yönetimlerin üzerine, iktidarın üzerine yıkmak da doğru değil.
Çünkü işin önemli bir kısmı vatandaşın isteği ve rızasıyla gerçekleşiyor.
Ama burada asıl sorgulamamız gereken başka bir mesele var: Denetim!
Batman'da 404 dernek var
Bilmeyenler için söyleyelim; Batman'da 404 dernek bulunuyor.
404 dernek…
Bu derneklerin tamamı yan yana gelse neredeyse koca bir köy oluşturur. Belki biraz daha büyütürsek ilçe statüsü bile tartışılır!
Peki, bu derneklerin üyeleri zorla mı üye yapılıyor?
Hayır.
İnsanlar kendi istekleriyle derneklere üye oluyor.
Buraya kadar herhangi bir sorun yok.
Asıl mesele bundan sonra başlıyor.
Emekliler derneklerine bir bakalım
Batman'da iki emekli derneği bulunuyor.
Birçok emekli, “Belki bize bir faydası olur” düşüncesiyle bu derneklere üye oluyor.
Üyelerden de her yıl aidat adı altında belirli bir ücret tahsil ediliyor. Bu rakamın bu yıl ne kadar olduğunu bilmiyorum ama 300-400 lira civarında olduğunu varsayalım.
Kimine göre küçük bir para…
Kimine göre makul bir aidat…
Ama mesele rakamın kendisi değil.
Mesele, bu paranın toplamda ne kadar büyük bir kaynağa dönüştüğü.
Batman'da bu derneklerin kaç üyesi var?
500 mü?
1.000 mi?
2.000 mi?
3.000 mi?
Şimdi bu hesabı Türkiye genelindeki emekli derneklerine yayalım.
Ortaya ciddi bir para çıkıyor.
Peki bu paralar ne oluyor?
İşte benim asıl merak ettiğim nokta burası.
Emeklinin cebinden çıkan para, emekliye nasıl dönüyor?
“Üyelere dağıtılıyor mu?” diye sordum.
Hayır.
Peki emeklinin doğrudan yararlandığı ne var?
Ankara'da uygun fiyatlı bir otel…
Balıkesir'de emeklilere yönelik yaz kampı…
Mersin'de benzer bir kamp…
Güzel.
Ama emekli bu tesislerin ortağı mı?
Hayır.
Üye olarak gidiyor ve yine ücret ödüyor.
Üstelik kontenjanlar sınırlı.
Geriye ne kalıyor?
Birkaç indirim, birkaç sosyal faaliyet ve çeşitli avantajlar…
Elbette bunların hiçbirini küçümsemiyorum.
Ama şu soruyu sormak da hakkımız:
Emekli zaten ekonomik olarak zor durumda iken, sadece bu tür avantajlar için derneğe üye olmanın gerçek anlamda karşılığı nedir?
“Emeklinin hakkını savunuyoruz”
Bir kez daha sordum:
“Peki emekliler için başka ne yapıyorsunuz?”
Cevap şu:
“Emeklilerin şartlarının iyileştirilmesi için avukatlarımızla çalışıyoruz. Hükümet nezdinde emeklilerin şartlarının düzeltilmesi için çaba gösteriyoruz.”
Peki…
O zaman dönüp emeklinin bugünkü haline bakalım.
Açlık sınırının altında yaşamaya çalışan emekliler var.
Ay sonunu getiremeyen emekliler var.
Kirasını, faturasını, mutfak masrafını düşünmek zorunda kalan emekliler var.
O halde insan ister istemez soruyor:
Bunca yıldır emeklinin şartlarını düzeltmek için çalışan dernekler, neden emeklinin hayatında daha güçlü bir karşılık bulamıyor?
Belki de sorun derneklerin varlığında değil, işlevinde ve denetiminde.
402 derneğin hepsi mi aktif?
Gelelim diğer derneklere…
Allah aşkına, bazı derneklerin gerçekten ne yaptığına bakıyor musunuz?
Tabela var.
Kapı var.
Duvar var.
Başkan var.
Yönetim var.
Üye var.
Ama başka ne var?
İşte orası biraz muamma…
Bazı derneklerin kapısını çalıyorsunuz, içeride kimse yok.
Faaliyetlerine bakıyorsunuz, yıllardır kayda değer bir hareket görünmüyor.
Aynı veya benzer amaçlarla kurulmuş onlarca dernek var.
Birbirleriyle doğru dürüst iletişim kurmuyorlar.
Neden?
Bunu herkes kendi vicdanında cevaplayabilir.
Dernekçilik mi, tabela mı?
Elbette burada bütün dernekleri aynı kefeye koymak büyük haksızlık olur.
Gerçekten çalışan, sosyal sorumluluk projeleri yapan, üyelerinin ve toplumun sorunlarıyla ilgilenen, kamu yararına faaliyet yürüten dernekler var.
Onların hakkını teslim etmek gerekir.
Benim itirazım, sadece tabelası olan, göstermelik faaliyetlerle varlığını sürdüren yapılara.
Çünkü dernekçilik bir tabela işi değildir.
Dernekçilik; emek, sorumluluk, şeffaflık ve hesap verebilirlik işidir.
Üyeden aidat alıyorsanız, o aidatın nereye harcandığını da açıklamak zorundasınız.
Kamuoyuna “Şu kadar üyemiz var, şu kadar gelirimiz oldu, şu faaliyetleri yaptık, şu kadar harcama gerçekleştirdik” diyebiliyorsanız, mesele yok.
Ama bunlar konuşulmuyorsa, soru işaretleri de beraberinde gelir.
Tezgâh açmak kolay, hesap vermek zor olmasın
Benim derdim kimseyi hedef göstermek değil.
Kimsenin ekmeğiyle, emeğiyle oynamak da değil.
Sadece şunu söylüyorum:
Bu memlekette tezgâh açmak kolay olmamalı.
Semt pazarında da, sokakta da, dernek çatısı altında da…
Bir yapı kuruluyorsa, faaliyet gösteriyorsa ve vatandaşın parasına, güvenine talipse bunun karşılığında şeffaf olması gerekir.
Denetim güçlü olmalı.
Faaliyet göstermeyen, sadece kâğıt üzerinde var olan yapılarla gerçekten çalışan dernekler birbirinden ayrılmalı.
Çünkü vatandaşın güveni çok değerlidir.
Hele ki emeklinin cebinden çıkan üç-beş kuruşun bile hesabı sorulmalıdır.
Son sözüm şu:
Niyetim kimseyi kırmak, kimseyi başka birinin yerine koymak değil.
İşini hakkıyla yapan, gerçekten vatandaş için çalışan, üyelerinin sorunlarıyla ilgilenen bütün derneklerin başımızın üstünde yeri var.
Onlara Allah yar ve yardımcı olsun.
Ama tabela dernekçiliğine de artık birilerinin “Dur!” demesi gerekiyor.
Çünkü dedim ya…
Bu memlekette tezgâh açmak çok kolay.
Asıl mesele, o tezgâhın arkasında gerçekten ne satıldığını ve hesabının kime verildiğini sorgulamak.
Hoşça kalın.