CENGİZ HAŞİMOĞLU - Batman Pusula Gazetesi
bonus veren siteler casinositeleri.co https://www.battle-brothers.net
green tour cappadocia kayseri evden eve nakliyat gaziantep arçelik istanbul evden eve nakliyat
Akşam Vakti a 17:04
Batman AÇIK
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
CENGİZ HAŞİMOĞLU

CENGİZ HAŞİMOĞLU

03 Aralık 2023 Pazar

SEL FELAKETİ Mİ? (1)

sel felaketi̇ mi̇? (1)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yazmak/çizmek gerçekten de kolay!

Oturduğun yerden ahkâm kesmek yakışıyor bize…

Bilip/bilmeden yorum yapmak ve sadece eleştiri kültürünün arkasına saklanmak çok kolay aslında.

Tekrar ediyorum: Bilmek ve bilgi sahibi olarak konuşmak, yorum yapmak, söylemlerde bulunmak, yönlendirme yapmaya çalışmak ve en önemlisi tedbir almak için girişimlerde bulunmak önemli bir konu.

Bizde olan bu: Olayların ortaya çıkması, problemlerin yaşanması, sıkıntıların dağ gibi büyümesi, riskler ve tehlike yaratan durumların insan hayatına zarar vermesiyle konuşmaya başlamak. Kendimizde hata bulmadan eksiklik ve alınmayan tedbirleri başkalarında kusur arama çabasıyla eleştiriye oturtmak.

İlginç olan nokta öncesinde ve zarar doğuran olayların ortaya çıkmasından önceki zamanlarda gerekenlerin yapılmaması. Daha da kötüsü her şeyi başkalarından bekleme psikolojisi.

2006 yılında 9 can ve geçenlerde yaşanan felakette de 4 canın kaybedilmesi gerçektende yüreklerimizi incitiyor. Hüzünle buluşmamıza yol açan olaylar konusunda önlem ve tedbir kavramlarını hayatımıza aktarma noktasında zayıf kalmamız sıkıntılı bir durum.

O yüzden sormak lazım:

Sel Felaketi mi?

İnsan hatası ve yetersiz tedbirler mi?

Öyle çıkıp yorum yapmadan ve olayı basit kabul etmeden önce geniş çerçeveli bir değerlendirme yapılmalı. Çünkü sel felaketi basit manada alınmayan tedbirler sonucu ortaya çıkan bir yıkım değil.

Bunun için bizim 70-80 yıl öncesine gitmemiz ve Batmanın ilk yerleşim birimlerinin ortaya çıktığı yıllarda alınması/yapılması gereken önlemleri tartışmamız lazım. Batmanın yerleşim planı ve şehir konumu gelişim aşamalarına uygun değil! Zira Şehrin kurulduğu mekân sulak ve verimli ekim alanlarının ve düz bir ovanın üzerinde.

Nehir yatağı olması bir yana coğrafik yapısı tamamen tarımsal faaliyetlerin yürütülmesi gereken bir arazi yapısını önümüze koyuyor. Yani Batmanın yerleşim alanını şu an var olan geniş verimli ve sulak ova üzerine değil, Kira Dağı veya Raman mevkiine doğru kurgulamak gerekiyordu.

Yağış almaması, tabiri caizse çukur içerisinde olması, yaz aylarında kirli ve tozlu hava, kış aylarında yoğun kirli hava tabakası ülkemizin değil, dünyanın en kirli havasına sahip olmasını sağlayan etkenleri karşımıza çıkarıyor. Batman dışından gelenlerin şehre dışarıdan baktıklarında hem yaz aylarında hem de kış aylarında şehrin yoğun bir tabakanın altında kaldığını görecektir.

Bu hava toz bulutu, insanların/araçların ve ısınma sistemlerinin neden olduğu kirli hava olmakla birlikte aynı zamanda hava hareketlerinin dönüşüm yapamaması sonucu biriken sislerin/bulutların sebep olduğu birikim halidir.

Şehrin konumunun alçakta kalması, çukur yapısı, hava hareketlerine engel olan basık hali, hava kirliliği yaratan etmenler bir araya gelince hem en kirli şehir olmaya hem de aşırı yağışlar meydana geldiğinde felaketlere yol açmakta.

Bunun üzerine koyacağınız altyapı yetersizliği ve yetersiz gelişim projeleri sorunların katlanmasına yol açmakta. Son 70-80 yılın ortaya çıkardığı bir şehir olan Batman resmi rakamlar itibariyle sahip olduğu insan sayısı ile aşırı göçler ve nüfuz artışıyla önemli problemler yaşamakta.

Şehirleşme ve kentleşme süreçlerini hızlı ve tedbirsiz bir şekilde yaşayan ilimizin yaşadığı felaketler ve kayıplar günümüz şartlarıyla değerlendirilecek bir analiz konusu değil. Yığılmış bir şehir yapısı ve nüfus sayısıyla geçmişten gelen bir gelişim modelinin olmaması ancak günü kurtarma seçeneğini önümüze seriyor.

Bu konuda sadece resmi makamlardan ve Belediye imkânlarından medet ummak yeterli gelmiyor. Koca şehir ve yoğun insan sayısıyla kısa zamanda alınacak tedbirlerle çözüm üretilemeyeceği kesin. Yaşanan felaketler ve sel baskınları uzun vadeli tedbirlerin hayata geçirilmesiyle çözüme kavuşur.

Hemen değinelim çözüm noktalarına:

Öncelikle Batmanın ilk yerleşim birimleri olan İluh ve Yeşiltepe mevkii ile etrafına konumlanan yerleşkeleri kentsel dönüşüm sürecine katmaya hız vermek. Başlayan kentsel dönüşüm girişimleri, ne yazık ki yerli halkın direnciyle karşılaşmakta. 19 Mayıs tarafı ile Karşıyaka ve Mobil tarafları yıllardan beri sel yaşanmasına sahne olmakta. Özellikle Tablabaşı olarak bildiğimiz alanların üst tarafında bulunan Karşıyaka ve Seyitler Mahallesi sıkıntının yaşandığı ana hat durumunda.

Aşağı gelen su taşkını ve yağış birikimini İluh Deresi kaldıramamakta ve biriken suyun geç tahliye olmasına sebep olmakta. Aşağıda biriken su doğal olarak dere yatağına kurulu evlerin ve eski tip kerpiç ikametgâhlarının sular altında kalmasına neden olmakta.

Biriken suyu tahliye edecek kanallar yetersiz kalmakta. Çünkü su oranı birikim sonucu hat safhaya ulaşarak insani müdahale ile yıkımları engellemeye imkân vermemekte.

Suyun biriktiği hat üzerinde bulunan evler doğal olarak etkilenerek can ve mal kaybına yol açmakta. Bu evlerin bir şekilde taşınması ve selin yatağı üzerinde yerleşik yapı bırakmamak lazım. Kentsel dönüşüm bu yüzden önemli bir seçenek durumunda.

Büyük Şehirlerde ortaya çıkan manzaralar göz önüne gerildiğinde yaşanan kayıplar ve felaketler kaçınılmaz bir kaderi önümüze seriyor.

Felaket yaşandı ve sel felaketinin tekrar yaşanma riski var.

Tekrar ediyorum: İnsani müdahaleler felaket ve afetleri yaşandığı anda durdurma veya yaşatacağı yıkımları önleme gücüne sahip değil. Yaşandığı an kimsenin yapabileceği bir şey yok. Öncesi tedbir ve alınması gereken önlemler ile uzun vadeli projelerle yıkımlar en aza indirilebilir.

Bu durum Deprem için de geçerli…

İmar ve Şehir planlaması itibariyle oluşturulan projelerle günü kurtarma derdinde değil, uzun vadede can ve mal kaybını sonlandıran girişimlerde bulunmak gerekiyor. Felaket sonrası sahada olan ve tüm gücüyle imkânlarını kullanarak destek sunan resmi ve sivil toplum örgütlerinin çabasını göz ardı etmemek şart. Mağdur olanlara destek sunan yerli halkın dualarında dillendirilen temennilerin ve sunulan desteklerin karşılığı her zaman olacaktır.

Çok büyük bir ifade olacak, ama iki defa sel felaketi atlatan ve can/mal kaybı yaşayan mevkide bulunan yerleşkeleri ile yaşayan insanları en aza indirmek için mevcut alanların boşaltılması şart.

Ya kentsel dönüşümle yeni yüksek yapılar yapılmalı ya da şehrin diğer yerleşkelerine aktarılmasını sağlayacak imkânlar yaratılmalı.

 

Devamını Oku

ÇALIŞMAYI BECEREBİLMEK (2)

çalişmayi becerebi̇lmek (2)
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Çalışmayı becerebilmek için bir takım özelliklere sahip olmak ya da sahip olmaya çalışmak ilkelerini önümüze koyar. Öncelikle iyi bir eğitim süreciyle yapılacak işin uzmanlığını edinme amaç edinilmelidir.

Bunun yanına kişisel ve kurumsal ilke ve kurallar eklenmelidir. Neyin ne amaçla yapıldığını ortaya koyan genel ilkeler sayesinde programlar belirlendiğinden dolayı uyulması gereken bir kurallar zinciri gözetilmelidir. Bu genel uyum kuralları herkesi eşit şekilde etkilediğinden hatırlatmalar ve uyarılarda bulunmalara devam edilmelidir.

Uyanlara ve mesleğini ciddiye alanlara yerine göre ödüllendirmeler, uymayan ve uyumsuzluk gösterenlere yaptırımlar hatırlatılmalıdır.

Bilinçli olanların yaşamın her anında ve ortamında bireysel ve sosyal huzura katkı sağladığı düşünülürse, iş ortamlarında ve toplumsal hayatta çalışmanın önemi noktasında yapılacak bilinçli bilgi sunumlarının önemi daha çok anlaşılır.

Motivasyon ve odaklanma gibi kişilerin görevlerini yerine getirmeyi tetikleyen etkinliklere ağırlık vermek lazım. Çalışanı yaptığı işten koparan, verimliliğini düşüren her türlü etkenin ortadan kalkması önemlidir.

Yapılan işe zamanında gitmek ve iş saatlerinde iş ortamında bulunmak önemli bir problem aslında. Verimlilik ve hizmet etme sonucuna ulaşmak için is saatlerinde iş başında olmamak binlerce/yüzbinlerce insanın mağduriyetini ortaya çıkaran nedenlere yol açmakta.

İşe uygun genel ilkeler arasında vakit yönetimi ve iş başı performansı gerektirdiği kadar profesyonel bir uyum halini de gerektirir. Yanlış anlaşılmasın. Profesyonellik öyle üstün yetenekler, mükemmel özellikler veya süper beceriler gerektiren bir hal değil. İşe sahip çıkmak ve engelleri ortadan kaldıran hizmet kültürünü benimsemek yetiyor.

Kılık-kıyafet gibi görüntü sunumu kadar söylemler ve tavırlarla itici özelliklerden uzak durmak gibi hassas davranışlar çalışmayı becerme amacı taşıyan kişilere her türlü uyum ve denge özelliklerini yükleyebilmekte.

İnsan yaptığı işin hakkını verme uğrunda sadece kazanılan ücreti düşünerek hareket etmemeli. Bir de helal etme gibi ilahi bir ilkenin varlığını da sorgulayarak çalışmayı becermeyi amaç edinmelidir.

Her yapılan şey başarı sağlayacak diye bir kural olmadığı gibi her şeyin tam olması da mümkün değildir. Kurtarıcı olmak ve herkesin derdine derman olmak gibi bir yetenek sahibi insan tipi olmadığından dolayı insanı/dünyayı kurtarma derdine düşmek yersiz olmakta.

Başarılı olmak ve mutlu olmak ile çalışmayı becerebilmek arasındaki farkı unutmadan insanları mutlu etme zorunluluğumuz olmadığını hayatımızın bir ilkesi haline getirmemiz gerekiyor.

Devamını Oku

ÇALIŞMAYI BECEREBİLMEK (1)

çalişmayi becerebi̇lmek (1)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kim istemez kolay para kazanmayı!

Çalışmadan, gayret göstermeden oturduğu yerden kazanç elde etmek…

Yorulmadan ve emek harcamadan yan gelip yatmak gibisi yok!

Zaman ve insan tipi öylesine bir değişim/dönüşüm geçirdi ki çalışmak gibi insan hayatının önemli bir amacı olan yaşam tarzı artık varlığını yitirmeye başladı.

Gerçekten de “Çalışmayı becerebilmek” herkesin hakkından gelebildiği bir özellik değil. Yeni kuşak gençlik ile eğitim sürecini son basamağına kadar devam ettiren tüm insanlarda kısa yoldan daha fazla para kazanma amacı vaz geçilmez bir ilke haline geldi.

Gerek kurumsal kimlik itibariyle çalışan memur ve işçi sınıfında gerekse özel sektör alanlarında ve iş kollarında çalışan kesimlerin becermesi gereken en önemli adım iş disiplini ile ilgili kavramların varlığıdır.

Bu kavramlar arasına sorumluluk, çalışma bilinci, mesleki inanç, hakkını verme, kazandığını hak etme, iş disiplini, verimlilik, uyum sağlama ve dengeli olma, motivasyon gibi değer taşıyan özellikler girmekte.

Çünkü hizmet veren kurumlara gidildiğinde kişilerin tek beklentisi halledilmesi gereken işin bir an önce sıkıntısız ve engellere takılmadan bitirilmesidir. Umursamazlık, ilgisizlik, boş vermişlik, erteleme çabası, kraldan çok kralcı davranma, insanı ve verilecek hizmeti sallamaya çalışma gibi tavırlar ve eylemler insanların gittiği tüm kurumlarda karşılaşmak istemediği problemli alanlar!

Bu manada “Çalışmayı becerebilmek” ifadesi zihinlerde canlanma fırsatı bulur. Zira çalışmayı becerebilmek için yapılan işin veya sahip olunan mesleğin umursanması ve boş verme psikolojisine indirgenmemesi gerekiyor.

İlgisizlik göstermek ve hizmet verilecek kişileri muhatap almadan işlerini halletmeye çalışmamak tam bir basiretsizlik örneğidir. Hizmet verilmesi gerekenlere lakayt davranarak ertelemeye çalışmak ya da engelleme adına resmi prosedür ardına saklanmak hem insani hem de manevi sıkıntıların temelini oluşturur.

İş ahlakı ve iş disiplini gibi ağırlığı olan ifadelerin sosyal hayattaki varlığı bu manada her zaman önem kazanmaktadır. Daha doğrusu çalışmayı becerme konusunda kişi/kişilerin mesleki etik anlayışı bir bakıma ahlaki değerlerin ne kadar önemsendiğini de gösterir.

İş ahlakı ve iş disiplini itibariyle mesleğe olan bağlılık ile sorumluluk bilinci hem bireyin hem de kurumun başarısında katkılar ortaya çıkarır. Çünkü başarının altında çalışma, gayret etme, disiplinli olma, iş ahlakını önemseme ve hizmet verme duyarlılığının yattığını herkes bilir.

Ayrıca hizmetin kurumlar seviyesinde başarı sağlaması ve özel sektörde yeterlilik gösteren elemanların varlığı iyi bir eğitimin alındığını da gösterir. Eğitim sadece okul çatısı altında sürdürülen öğretim metotlarıyla alakalı değildir. Mesleki uzmanlık ve kalifiye personel olmayı ifade eden ustalık özelliğidir kast edilen.

 

Devamını Oku

ÖĞRETMENLİK VE DEĞER

öğretmenli̇k ve değer
4

BEĞENDİM

ABONE OL

Değer kaybı yaşamak!

Her geçen gün sahip olunan değeri ve sosyal kimlik manasını itibarsızlaştıran olayların altında ezilmeye başlamak.

İnsana ve mesleğe anlam katan tüm ilkelerin yok olmasıyla mesleki bilinçten kopma şansızlığını duyumsamak!

Ama…

Gösterilen performans ve işe verilen önemin karşılığı yetersiz ücretler, kısıtlı özlük hakları ve veli tepkisi olsa da öğretmenlik bilincini kaybetmeden, çocuk/genç kuşağın zihinlerine taze filizlerin ekilmesi için çaba göstermeyi ilke edinmek.

Yapılan mesleğin değerini ve manasını yüreğinde soğutmadan, duyumsanan bağlılık hislerini anlamlı hale getirme derdiyle “Eğitmen” olma sırrına ulaşmaya çalışmak.

Öğretmen olmak, eğitmenlik mesleğinin sırrına ermenin ve öğreticilik misyonunun hikmetinin farkında olmanın bir gereğidir. Bazı mesleklerde asıl değer ve anlam, hayata katılan mana ile kıyaslandığı zaman ortaya çıkan fayda ile belli olur.

Çevre elemanlarının yaşamımıza olan değeri ve önemi kadar anlamı da ağırlık kazanmalı ve insanı şekillendiren, topluma kazandıran manası ile düşünülerek konumlandırılmalıdır.

Öğretmenlik çevre elemanlarıyla uyumlu olmanın, insana önem vermenin, insanı eğitme ilkesiyle hayatına dokunabilmenin, sadece insanı değil toplumu da şekillendirebilmenin ortak paydalarında buluşma amacı güden dertli adayların uğraş alanıdır.

Bu manada özel günlerin ve günü geldiğinde hatırlanan öğretmenlik gibi özel kimliklerin genel faydaya olan katkısı, bizi biz yapan insani değerlerle orantılıdır. 5 Ekim veya 24 Kasım olarak akıllara gelen ve sadece bir günlüğüne hatırlanma özelliği taşıyan öğretmenlere verilen değer, ne yazık ki tatmin edici bir misyon ortaya koyamamakta.

Ne yazık ki sadece ücret konusu ve özlük haklarının yetersizliği ile alakalı görüşler ön planda tutularak, öğretmen kimliği ile ilgili yersiz ve haksız hesaplamalar ve değerlendirmeler yapılmakta.

Unutulan nokta, öğretmenlik kimliğinin sadece işin alfabesini öğreten bir sorumluluk taşıma bilinci olmadığıdır. Bu kimliğin canlı varlığın gelişim evrelerinde etkili olduğu, zihinsel ve bedensel gelişimine yön verdiği, sosyal ve kültürel gelişim aşamalarının kazanılmasında temel olduğu unutuluyor.

Eğitim-öğretim metotları, öğrenci gelişimi, Yöneticilik ve Okul idaresi, kişisel gelişim süreçleri, gelişim evreleri ve zihinsel donanım, eğitim materyalleri, öğrenci merkezli meslek edindirme ve bunların ana kaynağını oluşturan öğretmenin rol edindiği mesleki liyakat konusunda yeterince sorgulamalar yapılmamakta.

İnsanoğlunun, kim ne derse desin, hayatında gelişim evrelerinin önemli bir kısmını kapsayan ve sergilediği rollerle kalıcı izler bırakan öğretmenlerin yaşama dair katkısal süreçleri asla ve asla yok sayılamaz.

Özdeşim kurmanın getirdiği rol-model yansıması, öğrencide kalıcı davranış kalıpları doğurmaktadır. Öğrenme belli dönemlere has bir süreç ve gelişim evresi iken eğitim tüm hayat boyu süren ve bitmeyen bir uygulama olarak bir takım uzman insanların elinde, yani öğretmenler tarafından şekillenici yaşam modelleri oluşturmaya devam eder.

Öğretmen sadece sınıf ortamının bir aktörü değil, aynı zamanda hayat sürecinin temellerini atan ve farkında olunmayan bir uzmandır.

Toplumsal bakış açısının öğretmenlere yönelik olumlu tarafı kadar öğretmenlere yönelik olumsuz yansımaları da var. Mesai saatlerinin azlığı, fazla tatil yapılması, yüksek ücret aldıkları gibi yersiz suçlamalar olumsuz eleştirilerin odağında bulunan öğretmenler için moral bozukluğu yaratmakta.

Ayrıca ülke genelinde 1 milyonun üzerinde olan öğretmen sayısının az bir potansiyel olmadığı düşünülürse, arada çıkan olumsuz karakterlerin ve hata yapan öğretmen tiplerinin yanlışlarının tüm camiaya mal edilmesinin sıkıntısı ayrı problemler doğurmakta.

Nihayetinde öğretmen olmakla her şey hal olmuyor.

Öğretmen olmak insani özelliklerden soyutlanma manası taşımıyor.

Hata yapmak ve görevini aksatan sıkıntılar yaşamak, tüm öğretmenlere vurulacak olumsuz bir etiket olmamalıdır.

Öğretmen, kendi kimliğine sahiplenme konusunda ortaya koyduğu performansın düşük kalitede olmaması gerektiğinin farkındadır.  Öğretmen, kendini sorgulamasını bilen ve öğrenci gelişimi kadar kendi şahsi gelişimini de ilerlemeye tabi tutan bir düşünce yapısını temele oturtmaktadır.

Öğretmenin yeterlilik ve liyakat özelliği, öğrenci gözünde ve veli nazarında verimliliği artırması gereken göstergelerdir. Kişisel gelişim ve çağın koşullarında bilimsel gelişim donanımı edinme çabası öğrenciye kazandırdığı kadar öğretmene de kazandırır.

Umutları sonlandırmayan, hayal gücünü gerçek yaşama aktarma başarısı gösteren, taze beyinleri sosyal, zihinsel, ruhsal ve fiziksel yönden geliştiren bilge/rehber öğretmenlerimizin günü kutlu olsun.

Cesur olmayı, onurlu bir yaşama kavuşmayı, işe yarar olma bilinci aşılamayı, hayatta mutlu olmayı becerebilmeyi öğreten bilgelere katacakları değer için şükran temennilerini sunmak gerekiyor.

Devamını Oku

SAYGI VEYA HOŞGÖRÜ SINIRI (2)

saygi veya hoşgörü siniri (2)
1

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsanların birbirine yabancı olması ve birbirlerini tanımaması doğal bir gerçekliktir. Ama insanı tanıma, çevreyi algılama, doğal ortamı hissederek ortak bir yaşam sahnesi olduğunu özümsemek aradaki farklılıkların yok olmasında öncü düşünceler olacaktır.

İnsanlar birbirini tanımaz. Birbirini tanımayan insanlar her yönüyle tedirginlik duyar ve kendini güvende hissetmez. Güven duyması ve korku duymaması için çevresini ve çevre elemanı insanları tanıması gerekir.

Birbirini tanımadıkları için korku duyan insanların öncelikle bilme ve anlama çabasına yönelmesi şart.

Daha doğrusu iletişim ve diyalog ile kuracağı köprüler insanı tanımada ve yaşamın sürmesi konusunda hem güven ortamları yaratır hem de yabancı olunana karşı korku duyulmamasını sağlar.

İnsan bilmediğinden korkar ve korkular çatışmaları/nefreti doğurur.

Diğerini tanımama ve güven duymamanın sonucunda ortaya çıkan nefret duygusu ile güvensizlik insanların en önemli zaafı ve zayıf yönüdür.

Birbirleriyle iletişim kurulmaması, ortak yaşam alanlarında paylaşımlarda bulunulmaması ve sorumluluk bilincinin arka plana alınması gibi zaafların ortadan kalkmasının çözümü zihinlerde yer edinen ayrımcılık dürtülerinin yok edilmesidir.

Birbirlerini ayrıştıran ve birilerini farklılaştırma düşüncesi taşıyan tüm girişimler saygı ve hoşgörünün zehirlenmesine yol açar.

Sınırlar sadece mahremiyet ve kişisel/özel alanların gözetilmesi konusunda korunmalıdır. Müdahale ve özgürlükleri yok sayan eylemlerin toplumsal hayatın özü olan sosyal ilişkiler ve sosyal iletişim kanallarının yok olmasına yol açtığını göz önünde tutmak gerekiyor.

İnşa edilmesi gereken duvarlar insanları farklılaştıran ve ayrıştıran, insanlar arası iletişimi engelleyen yönde olmamalı. Geleceği tasarlayan ve yıkılmasını engelleyen duvarlar inşa etmek lazım.

Güven duymak ve ortak paylaşımlarla hayatı özümsemek adına atılacak adımların istikametini şaşırmaması için sağlı-sollu duvarları örmek şart. Engelleyici duvarlar değil, doğru yolda ilerlemeyi sağlayan ve uçuruma gitmeyi önleyen duvarlar lazım.

İnsanoğlu her zaman mutlu olma zorunda olduğu hissine sahiptir. Bu manada herkesi mutlu etme telaşı olmasa da kendisini mutlu etmeyi başkalarına dayatma girişimlerinde bulunur. Bunu sağlamak için de kendini başarılı olma zorunluluğunda hisseder.

İnsanın kaybettiği nokta burası…

Başarı ile mutluluğu kendisi için zorunlu görmek.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.