Cengiz Haşimoğlu - Batman Pusula Gazetesi
bonus veren siteler casinositeleri.co https://www.battle-brothers.net
güvenilir casino siteleri istanbul evden eve nakliyat deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler popüler casino siteleri sex shop ofis taşıma parça eşya taşıma evden eve nakliyat nakliyat casino siteleri 2024 en iyi casino siteleri erotik shop
İmsak Vakti a 03:58
Batman AÇIK 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Cengiz Haşimoğlu

Cengiz Haşimoğlu

23 Nisan 2024 Salı

SAVAŞ MUAMMASI (2)

savaş muammasi (2)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İç savaş ve çatışmalar,  bölgesel nitelik kazanan türler gibi diğer ulus veya ülkelerle yapılan ülkeler arası savaşlar insanlık adına yıkımlar yaratan kanlı mücadeleleri işaret eder.

Özellikle nükleer ve biyolojik savaş türlerinde kullanılan silahların neden olduğu insanlık dışı yıkımlar/katliamların açıklamasını yapmak imkânsızdır.

Savaşların bir de büyük zarar verdiği halk ve kitlesel insan boyutu var. En büyük zararı ve en fazla sıkıntıyı ne yazık ki savaşan tarafların arka planında bulunan sivil kesim görmekte.

Özellikle ülkeler arası savaşların etkisini sınırsızca yaşayan sivil kesim için koruyucu tedbirlere rağmen en büyük ölümleri ve yıkımları yaşama kaderi kaçınılmaz olmakta.

Savaş sadece askerler arasında yapılmaz.

Savaş yıkımı sadece orduların cephe mücadelesi değildir.

Ortaya çıkan ölümlerin çoğu asker tarafı olduğu kadar sivil insanlar da kapsamakta.

Yani masum ve savaş yıkımının tamamen dışında olan kitle itibariyle yüz binlerce insan, mağduriyeti yaşayan taraf olarak ölüm, göç, sefalet, acı kayıplar ve parçalanmaların sınırsızca yaşandığı bir kaderin adayı olma sonucundan kaçamaz hale gelmekte.

Tarihe yön veren büyük savaşların sonuçlarının incelenmesi durumunda askerden çok çocuk, kadın, yaşlı ve korumasız insanların ölümle karşılaştığı veya sürgünlere uğradığı tespit edilebilir.

Günümüzde de insan trajedisi devam ederek sivil halkın kendi topraklarından, vatanlarından ya da yakınlarından kopma noktasına geldiği görülebiliyor. Doğu ülkelerinde yaşanan iç çatışmaların yanı sıra Arap ülkelerinin son yıllarda yaşadığı savaşlar ile Rusya’ nın giriştiği Ukrayna çatışması savaş mantığının artık açıklanabilir bir temele oturtulamadığını gösteriyor.

İnsanlığa karşı suç işlemek manasında değerlendirilmesi gereken savaş olgusunun mantıklı temellere oturtma adına seçilmesi gereken bir alternatif olmaktan çıkarmak gerektiği ortada. Savaşın kendisi bir insanlık suçu, ayrıca savaş sürecinde yaşanan savaş suçları ayrı bir sıkıntı olmakta.

İşin Filistin örneğinde olduğu gibi soykırım noktasına varması savaş suçunu tanımlamada ispat konumunda. Resmi bir devlet terörü sergileyen Siyonist zihniyetin insanlık suçu işlemeyi sınırsızca kullanmasıyla sadece muhatap olunan askeri güç değil, sivil halkın ölümcül katliamlarla yok edilmeye çalışıldığını gözlerimizle görüyoruz.

Savaşın belirsizliği ve yarattığı muamma ile ortaya çıkan katliam, ölüm, soykırım ve mağduriyetlerin tarih sayfalarına işlediği olaylar örgüsünün hesabını verecek olanlara ancak lanet kavramını dillendirmekle çare bulunabiliyor. Başka çözüm olmadığından ve gücün halk kitleleri üzerine kullanılması söz konusu olduğundan dolayı sadece lanetleme ve dua ile son bulmasını isteme dışında alternatif yok.

Devamını Oku

SAVAŞ MUAMMASI (1)

savaş muammasi (1)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsan hayatı ile Ölüm birbirine bağımlı iki önemli gerçeklik.

Ama insanın ölüme davetiye çıkarmasını anlamak zor!

“İnsan ne ister?” sorusunun yanıtını sorgulamakla iş bitmiyor. Çünkü insanın “Gözü kana doymalı” gibi ağır bir ifadeyle yaklaşım sergilemek gerekiyor. Gerekiyor denilmesinin nedenini insanlık tarihinin kanlı sahnelerinden anlıyoruz.

Savaşlar, çatışmalar, krizler, etnik ve dini mücadeleler, bölgesel kavgalar, bireysel kötülükler ve anlamakta zorlandığımız yıkım ve kıyımların temelinde ne yatıyor bilinmez; Ama ortada büyük bir çirkinlik ve kötülüğün olduğu görülüyor.

Bu yüzden bazı şeyleri sorgulamak ve bazı kötülükleri dillendirmek lazım…

Neden ölüm ve neden yıkım?

Tarihe damga vuran yıkıcılığın adı olarak savaş olgusu insanlık tarihine sadece kazanım getirmiyor. Toprak ve sömürge elde etmek, siyasi güç olmak, para gücünü uluslararası arenada kontrol etmek gibi tarihe yok olma fırsatı tanıyan amaçlarla birlikte insan sayısına verdiği zarar da ayrı bir başlık durumunda.

Çünkü tarihin en kanlı mücadelesi olarak insan sayısının yok olduğu 1939-1945 arası yaşanan 2. Dünya savaşının yok ettiği insan 65 milyon!

Moğol istilası olarak ifade edilen savaşların sebep olduğu ölüm sayısı da 60 milyon olarak kayıtlara geçmiş durumda!

Tabi ki sormak gerekiyor: Neden?

Ortada olan temel gerçeklik birçok savaşın gereksiz yere yapıldığı ve gereksiz ölümlerin insanlığın kara talihi olarak yıkımlar yarattığıdır.

Kavram olarak savaş kavramı silahlı çatışmanın ülkeler, ülke içerisindeki gruplar/taraflar, devletlerarası mücadeleler, bölgeler arası çatışmaların ortaya çıktığı harp halini ifade eder.

Taraflar az sayıda kişiden oluşmaz. Savaş kitleler, ülkeler, topluluklar ve günümüz dünyasında devletler arasında gerçekleşen büyük yıkımların adıdır.

Kitlesel ve toplumsal yok oluşları ortaya çıkarması itibariyle savaşlar her zaman ve dönem için insanları yok eden bir sahne olmaktan öteye gidememiştir.

İnsan hayatını sonlandıran bir çirkinliğin yüzü olarak varlığı yok etmenin alternatifi olan yıkıcılığın hiçbir meşruluğu yoktur. Hiçbir olumlu tanımı olmamalıdır.

Nedeni ne olursa olsun…

Nedenleri arasında dini, milli, siyasi, ekonomik ve güvenlik etkenleri yer alsa da insanın aklına gelen şu soru hakikaten bir muamma yaratıyor: “Yok olan bu kadar insan ve medeniyet için değer mi?”

İnsan hayatının değeri ile elde edilmesi hedeflenen çıkarlar arasında yapılacak tercih ne yazık ki genellikle ikincisini işaret ettiğinden dolayı ölümler ve yıkımlar tarihsel sürecin kaçınılmaz kaderinin bir örgüsü olmaktan başka bir sonuç doğurmamakta.

Kullanılan silahlar, edinilen amaçlar, gerçekleştiği zaman ve şartlar itibariyle değişik adlandırılmalarla ifade edilen savaşların dönemsel şartlar ve koşullar açısından farklı açılımları vardır. Sıcak savaş gibi çatışma ve ölümlerin yoğun yaşandığı zamanlar gibi soğuk savaş denen ve psikolojik, stratejik, siyasi mücadelelerin masa başında yürütüldüğü mücadelelerin söz konusu olduğu savaş çeşitleri var.

 

Devamını Oku

İNSAN TİCARETİ (2)

i̇nsan ti̇careti̇ (2)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir mal veya ticari unsur olarak yüzyıllarca insanların köle olarak satış malzemesi olması tamamen inançsızlık ve değersizlik üzerine kurulu bir zayıflık göstergesidir.

Tarihte en bariz örneğini siyah ırka mensup olanların beyaz ırk tarafından ticari meta olarak Doğu’ dan Batıya doğru gerçekleştirdiği insan ticaretinde görüyoruz. Çünkü gerek siyahî ırk gerekse Asya ülkelerinden Batı ülkelerine milyonlarca insanın değişik amaçlarla satılma konusuyla insan ticareti yapıldığı görülüyor.

İnsan ticareti köle ticareti gibi günümüz dünyasının başvurduğu bir seçenek olmasa da kırsal yerleşim alanlarından şehir merkezlerine ya da Doğu ülkelerinden Batı ülkelerine; Daha doğrusu geri kalmış ülkelerden gelişmiş ülkelere doğu bir demografik kaymanın gerçekleştiği görülebiliyor.

Savaşlar, bölgesel çatışmalar, işsizlik, maddi yokluk, yönetimsel baskılar, sömürgeciliğin ezici baskısı, eğitim yetersizliği, insani hakların yok olması gibi sayılabilecek nedenlerle günümüzde insan ticaretinin modern anlamda devam ettiği görülmekte.

İşin kötü tarafı ülkemizin geçiş noktası olma talihsizliğiyle Doğu ile Batı arasında kavşak konumunda bulunması. Özellikle ülkemize yönelik diğer ülkelerden yapılan nüfus hareketinin temelinde iş imkânlarının olmaması, açlıktan kurtulma fırsatı, can tehlikesi, gelişmiş diğer ülkelere kaçabilme olanağını kullanma niyeti bulunmakta.

Bize düşen sadece haber kanallarında veya sanal medyada mültecilerin ya da iltica edenlerin ölüm haberlerini okumak olmakta!

Ülkemiz gizlice uluslararası sınırlardan diğer ülkelere kaçmanın fırsatını kullanmaya çalışan birçok ülke vatandaşının kavşak noktası durumunda. Verdikleri paralarla kendilerini insan ticareti adayı/kurbanı yapan değişik ülke insanlarının farklı ülkelere kaçma çabası bir bakıma gönüllü kurban olma seçeneğini ortaya çıkarmakta.

Yani kendi özgür iradeleriyle ve mağdur duruma düşme talihsizliğiyle, yeni bir hayat ve daha insani yaşam amacıyla kendilerini ticari bir meta konusu yapma alternatifi kaçınılmaz kader olmakta.

Herhangi bir zorlama, kuvvet kullanma, tehdit ya da kaçırma yoluna başvurmadan, hile ve aldatma sıkıntısı yaratmadan tamamen kişinin çaresizliğinden yararlanama amacı taşıyan girişimlerle mağduriyetler üst seviyede yaşanmakta.

Birileri tarafından kazanç elde etme hedefi olduğu kadar çıkar sağlama amacı da taşıyan girişimlerle günümüzde sınırsızca bir insan ticareti gerçekleşmekte.

Bu noktada “İnsan Ticareti” ile “İnsan Kaçakçılığı” ifadelerini birbirinden ayırmak lazım. İnsan Kaçakçılığı zorlamanın olmadığı, tehdit ve kaçırma yöntemlerinin kullanılmadığı, hile ve aldatma sıkıntısının yaşanmadığı, kişilerin çaresizliğinden yararlanılan bir talebe verilen yanıttır. Kendi iradeleriyle başka ülkelere kaçma/iltica etme isteğinde olanların kendisini bu işi yapanlara ücreti karşılığı emanet etmesidir.

İnsan ticaretinde bu tür isteklerin yanı sıra zorlama ve sömürme amaçları da vardır. Bu işi örgütlü hale dönüştüren kişi veya grupların kazanç adına insanları alıp/satma eyleminde bulunmasının temelinde çıkar sağlama ve insanı ticari meta haline getirme yatar.

Organ ticareti, çocuk kaçırılma olayları, fuhuş konusu olan insan potansiyeli, uyuşturucu üzerinden yaratılmak istenen Pazar sektörü gibi durumlar ne yazık ki günümüzün anti-sosyal ticari konuları olarak acı bir gerçekliği ortaya koymakta.

Devamını Oku

İNSAN TİCARETİ (1)

i̇nsan ti̇careti̇ (1)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Söylenmesi ve ifade edilmesi bile ağır geliyor.

İnsanların ticaretinin yapılması!

Günümüz modern dünyasının çirkin bir görüntüsü olan insan ticareti ifadesinin altında ezilen, yok olan, yaşamı sömürülen veya yaşamının sonlandırılmasına neden olunan öylesine çok kişi var ki…

Ne yazık ki insan ticareti başlığı altında tartışılacak ya da ortaya konmaya çalışılacak birçok gündem var. Bunlardan bir tanesi organ ticareti olmakla birlikte emeği sömürülen ve düşük kazançlarla çalıştırılmaya mahkûm edilen değişik ırklardan kitlesel insanlar var.

Üzerinde durulacak konu ülke içinde veya ülke dışından yapılan göç hareketiyle değişik ülkelerde sürgün hayatı yaşama kaderine zorlanan insanların varlığıdır.

Çünkü ülkemiz sadece son yıllarda değil, geçmiş dönemlerde de sahip olduğu konum ve şartlar itibariyle adeta bir geçiş kuşağında bulunmakta. Hem ülkede kalma hem de Batı ülkelerine kaçma düşüncesiyle farklı ülke insanları topraklarımızı geçiş yolu olarak kullanmakta.

İnsanın içini sızlatan görüntülerin karşımıza çıkan yansımaları birçok mağduriyetin ve hayatı sömürülen kitlelerin olumsuz problemlerini bize yaşatıyor.

Suriyelilerin durumu örnek noktasında en bariz gösterge durumunda…

Zira ülkemize yerleşmeleri dışında Avrupa ülkelerine gitme amacıyla çıktıkları yolculuklar çok büyük ve hayati riskler yaratmakta.

Afgan vatandaşları gibi diğer başka ülkelerden gelen ve mesken tutkuları büyük şehirlerde her türlü suç unsurunu ortaya çıkarma ihtimali olan insanların varlığı hem ülke açısından hem de yerleştikleri bölgeler açısından hayati tehlikeler doğurmakta.

Verilen büyük paralar ve bu işlerle uğraşan aracı ve kaçakçıların sadece para uğruna hayatlarını tehlikeye atmaları konusunda tonlarca olaya şahitlik yapıyoruz. Özellikle deniz yoluyla kaçakçılığın son 20 yılda artış göstermesi sonucu ortaya çıkan ölüm sayısı azımsanamayacak kadar fazla.

Bu durum insan ticareti veya kaçakçılığı konusunda ilk akla gelen olaylar örgüsü olsa da insan ticareti ifadesi başka alanlarda da kendini göstermekte.

İnsan tacirleri tarafından zorla çalıştırılmak amacıyla emek sömürüsü üzerine olabileceği gibi cinsel kölelik gibi fuhuş sektörüne nesne kazandırma amaçlı da olabilir. İnsan ticareti eski çağlarda kaldığı şekliyle sadece kölelik itibariyle insan alma-satma şeklinde olmamakla birlikte ülkeler arası veya ülke içerisinde farklı ortamlarda kullanmak üzere kadın, erkek veya çocukların değişik sektörlere yönlendirilmesiyle ortaya çıkabilmekte.

Organ ticareti gibi aşağılık bir eylem örgüsünde birçok küçük/büyük insanı hayatından koparma derecesinde mağdur eden ticari faaliyetlerin uzaktan-yakından insanlıkla alakası olmadığı bir gerçek.

İnsanların istismarı anlamına gelen bu ticari eylemlerin kölelik kültüründen bir farkı olmadığı gibi baskı yoluyla mağdurun özgür olarak hareketini engellemesi yönüyle bir insani suç niteliği taşır.

Hangi ülke veya etnik gruptan olursa olsun insanların mal gibi alınıp-satılması eylemi insan ticaretinin sadece tarihin karanlık sayfalarında kalmadığını; Günümüzde de insanların kendi iradeleriyle veya zorla ticaret konusu olduğu acı bir gerçek.

Devamını Oku

KUTSAL OLANIN KUTLANMA HAKKI

kutsal olanin kutlanma hakki
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ramazan ayının sabır ve ibadet yüklü anlarının sonunda alınan ödülün tadını çıkarmanın huzurunda buluşulacak.

Yaşanan zamanın yoğun manevi anları, paylaşılan ortak birliktelik inancı, ulaşılan duygu yoğunluğu ve bireysel iradelerin dayanışma/yardımlaşma üzerine kurulu ilkelerinin huzurunda kavuşulan bayramın tadı başka oluyor.

Diğerini özümseme/kabullenme seçeneği ile geçirilen ibadet süresi sonucu başarılan bir imtihanın ödülü olarak bayramı hakkıyla kutlama fırsatı önemli bir değer taşıyor.

Çünkü bir aylık nefis terbiyesi, uzun süreli iradeyi kontrol ederek kötü olandan sakınma becerisi, sosyal kimlik bilincini üst seviyelerde tutarak dayanışma/birliktelik ruhunu paylaşma gayreti, inancı ve maneviyatı sınırsızca duyumsamanın başarısıyla hak edilen bir ödülün insana sunulma imkânı söz konusu.

Yaratıcımızın insana sunduğu çok fırsat ve nimet var da bahşedilen karşısında insanın hatası unutma konusunda gösterdiği zayıflık…

Bayramlar bu yüzden değer taşır.

İnsana verilen değerin hatalarına rağmen sona ermemesi.

İnsanın yaşamını kendi iradesiyle şekillendirme ve yönlendirme fırsatı sunması.

Bir araya gelme ve birliktelik ile ortak paylaşımlarda erdemli olanı hayatımıza aktarma olanağıyla huzurun doruk noktalarına ulaşabilmeyi sağlaması…

Kutsallık değer verilen ve hem kalbin hem de aklın hassas kabul ettiği şey karşısında itaat kültürünü hayatına aktarması anlamı taşır. Kutsal olan insan için her şeyin üzerinde tutulması gerekendir. Önemi ve hassasiyeti yaşamın ona göre belirlenmesi ve yaşanmasıyla ispat edilir.

Kutlama, var olan her hangi bir şey karşısında sahip olmanın sevincini duyumsayarak mutluluk hissetmektir. Sevinçlerin ve sahip olmanın bilinciyle neşe duymanın kalplerde/ruhumuzda duyumsanmasıdır.

Hak kavramı da insana has olanı sahiplenme bilincidir. Yaşama, hayatı şekillendirme, iradesine sahip çıkma konusunda diğerleriyle paylaşılan imkânların sınırsızca yaşanması ilkesini ifade eder.

Ramazan ve oruç gibi kurban ve ibadet kavramlarının da temel dayanaklar olduğu inanç sistemimizin kutsal kabul edilen ilkeleri itibariyle yaratıcımızın ödül olarak belirlediği sona ulaşmanın doruk noktası olan bayram kutlamaları, İslami kimliğimizin duygu/haz yüklü donanımlarını önümüze koyar.

Ramazan Bayramı gibi Kurban Bayramı da kutlama hakkının sağladığı fırsatın yaşanma anlarını ifade eden zaman dilimlerinin insan tarafından sahiplenilmesi gerektiğini işaret eder. Kulluk seçeneği ve itaat etme dürtüsü zorunluluk olmaktan çıkarak, seçenek olarak belirlenen yol olmanın rotasında hayatımıza aktarılan donanımlardan biri haline gelir.

Bayramların şefkat, merhamet, vefa, nur, sevinç, ümit, hasret, sabır ve sevgi yüklü olduğunu bilen insan için bayramlar dayanışma ve birliktelik bilincinin donanımlarını yaşatma gücüne sahiptir.

Keder, hüzün, gözyaşı, ıstırap, hırs, kin, nefret, menfaat, riyakârlık ve sahtekârlık, günah ve haram gibi kavramların sosyal yaşamdan dışlandığı bir zamanın yaşanması gereken güzelliklerini duyumsatan özellikleri bayramlar sınırsızca insan hayatına aktarır.

Kutlu olmasını dilemek, Huzur ve barış anlarını yaşatmasını temenni etmek, zalimlerin zulmünün son bulmasını isteyerek yaratılmış olmanın ve var olma bilinciyle yaşamı olduğu gibi kabullenmenin sınırsızca duyumsanması talebimizi dillendirelim.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.