Üzülmeyi de sevinmeyi de bilmiyoruz!

Yakınların kaybedilmesi durumunda veya ortaya çıkan kazalarda üzüntümüzü şiddete dökerek hüzünleri yaşamayı bilmemek kadar sevinç duyulan ve mutlu olunan anlarda da sevinç gösterilerimizi de şiddete dökerek heyecanımızı yaşamayı beceremiyoruz…

Hastanelerde yaşanan çirkin görüntüler her ne kadar üzüntü ve acı kaynaklı olsa da kader anlayışını bir tarafa bırakarak kırma/dökme eylemine dönüştürmek, aslında acıların yaşanmasına veya acıların yok olmasına yol açmıyor.

Ortaya çıkan kazalarda sorgusuz/sualsiz haklı olsa da sürücülere, araç sahiplerine saldırı ve darp eylemlerine girmek, sanki çok doğal bir durummuş gibi üzüntülerimizin yaşanmasından çok yeni yıkımlar yaratmaya yol açmakta.

Anlamakta zorlandığımız iki durum var:

Birincisi herkese uzun ömürler temennimizi dile getirerek ifade etmeye utandığımız sağlık çalışanlarına ve hastane mekânlarına yapılan saldırı girişimleri…

İkincisi de düğünlerde veya sevinç anlarında ateşli silahlarla sağa/sola ateş açılması…

İnanın ortası yok!

İnsanlar bir türlü dengeyi tutturamıyor. Daha doğrusu tutturmamakta ısrar ediyor. Başkalarını veya kamu malını düşünmek yok.

Basın ve medya kuruluşlarının haber kaynaklarında önümüze her gün çıkan olaylar örgüsünün ana merkezinde yer alan sevinç gösterilerinde ölümle sonuçlanan manzaralar karşısında hala bir ders çıkarılmaması doğrusu ilginç bir durum.

Özellikle bireysel silahlanmanın artış gösterdiği bir dönemde sosyal yaşam alanlarında günlük hayatın birer parçası haline gelen kutlama, düğün eğlenceleri, asker uğurlamaları, bayram ve yılbaşı etkinlikleri, spor başarıları gibi etkenlerin sevinci ateşleyici silahların araç olarak kullanılmasında bahane oluyor.

Ruhsatsız silahlar da bu sıkıntılı alanın baş aktörü durumunda. Çünkü bireysel silahlanma tamamen izinsiz/ruhsatsız bir yarışın ana aracı olarak ölümlere yol veren etkenleri önümüze seriyor.

Etkin cezalandırma gerektiren yaptırımların uygulanmaması, insanların toplumsal şuur halinin zayıf kalması, kişisel tatmin ve zevk elde etme adına şov yapmaya yönelmenin yanında ne yazık ki kasti eylemlerle silahların gölgesine sığınmanın bilançosu binlerce ölümcül sonuçlar olmakta.

Mutlaka denetim olmalı ve resmi kuvvetler takip mekanizmasını canlı tutmalı. Ama iş bununla bitmiyor. Biraz da “Kişisel vicdan” mekanizmasıyla bireysel sorgulama yöntemini kullanmalıyız.

Son yılların adeta “Göz göre göre cinayet” niteliğinde değerlendirilen bir durum var ki insanın tüylerini diken diken eden: Yorgun mermi!

İnsanların unuttuğu veya umursamadığı problemlerin ilk adımı olan yorgun mermi konusu çok can yakıyor. Ateşli silahların havaya sıkılması ya da boş alanlara ateşlenmesiyle çıkan mermiler acaba nereye gidiyor veya düşüyor?

Atış menzilini aşan mermiler daha sonra aşağı düşerken kazandığı hız ve merminin doğal yapısı itibariyle delici özelliği sayesinde, insanlara denk gelmesiyle ölümcül ve ağır yaralayıcı sahneleri ortaya çıkarmakta.

Pişmanlık ya da kaderi suçlama bahanesi insan kurtarmaz. Havaya ateş edilmemeli, silahlar sevinç veya acı gösterilerinde kullanılmamalı.

Bu kadar basit…