“İnsani özelliklerin kaybolması” değersizlik yaratıyor.

Günümüz dünyası eski ile yeni arasında şekillenen bir hayat tarzının insanlara yaşattığı “İyi” ile “Kötü” olanın tercih edilmeye çalışıldığı zaman dilimlerini önümüze koyuyor.

İnsanların inançları, kültürleri, hayata bakış açıları ve kişilik özellikleri sayesinde günümüz insan tipi klasik ve modernlik arasında tercihte bulunarak kendi hayatına yön vermeye çalışmakta. Sıkıntı yaratan unsur insanın “Kötü” olandan yana yaptığı tercihlerle zararlar doğması ve yıkım nedenleri ortaya çıkmasıdır.

En kötüsü insani özellik ve değerlerin yok olmasına yol açan nedenleri hayatına katan insanın, gerek dijital araçları gerekse çağımızın teknolojik gelişim evrelerinin ürünlerini, faydalı kullanma yerine bilinçsiz ve sosyal şuur kaybı yaratan bir karakter doğuran gelişimlerin akıntısına kaptırmasıdır.

Çünkü insan doğası öylesine bir değişim ve dönüşüm yaşadı ki çağımızın ve zamanın kötü hediyesi olan “Stres” ve “Bunalım” unsurlarını yaşamının bir parçası haline getirdiği bir gerçeklikle karşı karşıyayız.

Dijital çağın ve teknolojik gelişme ürünlerinin robotlaşmış insan tipini ortaya çıkardığı bir dönüşüm ve değişim söz konusu! İnsanı doğal olandan yapay olana evirerek, ağır bir ithamla “Kimliksiz karakterler” tipine dönüştüren zaman aşımının kötü örnekleriyle kuşatılmış durumdayız.

Bir tarafta stres ve bunalımları sindiremeyen hasta insanlar, diğer tarafta ilahi/ahlaki ve insani özelliklerini kullanmamadan kaynaklanan mutsuz/huzursuz dijital dünya kurbanı potansiyel kitle…

Mutluluk ve huzur gibi sevgi ve saygı değerlerini de benimsemiş insan potansiyeli, yerini günümüz zaman diliminde şiddet ve yıkım doğuran bir eğlence kültürünün çirkin temeline kapılmış yeni jenerasyona bırakmış durumda.

Sosyal hayatı ve insan yaşamını kalkan göreviyle koruyan sevgi/saygı ve huzur/mutluluk unsurları, toplumsal bütünlüğün birleştirici/koruyucu görevini yitirerek, insanlar arası yozlaşma ilkelerinin yardımıyla şiddet ve yıkım kültürüne doğru yol almaya devam ediyor.

Zamanımız sosyal ilişkiler konusunda diğer insanlarla bağ kuramayarak içine kapanma ve bireysel yaşam modelini sürdürme seçeneğini tercih eden yalnızlaşmış bireylerle dolmaya başlamış durumda. Yalnızlaşma sendromuna kapılan bireylerin sosyal birliktelik ve toplumsal bütünlük gücünden geri kalarak zayıf bağlar kurmaya çalışması en bariz örnek durumunda.

Toplumsal hayatı ve ortak yaşamı ilgilendiren kural ve normlara uymamak sakınılması gereken ilkelerden biridir. Özellikle kültürel değerleri ve toplumsal birliktelik ruhunu dışlayan davranış ve eylemler sergilemenin hayatımızdan çıkarılması gereken bir düşünce olduğu unutulmamalıdır.

Hayati tehlikeler karşısında sergilenen korunma duygusu ve güvenlik hissi gibi bireysel yalnızlaşma ve sosyal kuralsızlık ilkelerine de uzak kalmanın çabaları insanlar tarafından sergilenmelidir.