İnsanlar başlarına gelen talihsizlikleri çok çabuk kabullenmelidir.

Ortaya çıkan ve insan yaşamının vazgeçilmez unsurları olan sorunlar karşısında üzülme sınırlarını zorlamadan çözüme ulaşacak gayretler göstermek en mantıklı olanıdır.

Sorunlar ve krizler karşısında kabullenme hissiyle sorunları ortadan kaldıracak çözümlere yönelmek ve çözüm üretecek konulara odaklanmak gerekiyor.

İnsanların başına gelen olayları ve yaşanan sıkıntıları çabuk kabullenmek insana yakışan bir erdemdir. Çünkü ne kadar çabuk kabullenilirse etkisi ve sarsıntıları o kadar çabuk atlatılabilmekte. Yaşanan talihsizlikleri kabul edip çözüm üretecek alternatifleri sorgulamak insan için en iyisidir.

Bu manada kişileri ve olayları körü körüne dert etmek yerine bunları olduğu gibi hayatın bir gerçeği olarak görmek ve kabullenmek seçilmesi gereken bir yoldur. Gündem yapmak ve konuşarak vakit kaybı yaşamak yerine olayların ve sıkıntı yaratan insanların etkisinden kurtulmak için aşırı sorgulamalara girmemek sağlıklı olandır.

İnsanlar ve olaylar hakkında daha az konuşmak ve değerlendirmeleri kişiler üzerinden değil, zihniyetimiz ve duygu/düşüncelerimiz açısından değerlendirerek normal kabul etmek lazım.

Sorunlara üzülerek etkisi altında kalmak ve nedenler üzerine psikolojik sorgulamalar yapmak yerine çözüme odaklanarak sorunlardan/sıkıntılardan nasıl kurtulabilineceği konusunda kişisel motivasyon kanallarını kullanmak şart.

İnsanlar hata yapıyor. Farklı iç dünyalara sahip ve farklı düşünce/duygu yoğunluğu yaşayan insanlar fazla olduğundan ortak paydalarda herkesin kabul ettiği temel doğrulara ulaşmak zor. İnsanları değerleri, yargıları, tarzları ve eylemleri yönüyle hesaba tutmaktan çok zarar verici eylemlerden uzak durmak ve doğru olanı yanlış yapanın önüne koymaya çalışmak mantıklı olandır.

Çünkü insanlar yargılanmak istemez. Yapılan hataları sorgulamak ve nedensel yargılarda bulunmak insanların hoşuna gitmez. Daha doğrusu hiç kimse kendi bildiği ve yaşadığı yöntemleri başkasının eleştirmesine veya yargılamasına sıcak bakmaz.

Kişiye düşen başkalarının asla kabul etmediği kişisel hataları ve yanlışları yargılama aşamalarına indirgemeden kendi doğrularını ve tarzlarını dile getirerek saygı duyulmasını beklemek olmalıdır.

O yüzden cahil insanlarla tartışmanın veya yapılan yanlışları/hataları yüzlerine vurmanın bir sonuç doğurduğu söylenemez. “Herkesin doğrusu/yanlışı kendine” diyerek, zihinsel yargılarını körü körüne savunan insanlardan uzak durmanın çabası gösterilmelidir.

Cahil insanlarla tartışmaktan kaçınmak göz önünde tutulması gereken bir ilke olarak olgunlaşma sürecimizin bir köşede durması gereken prensibi olmalı.

Olgunluk dediğimiz insani seviye kişileri yargılama ve sorgulama halinin ileri aşamaları olarak insana önemli kazanımlar edindiren bir kişilik özelliğidir. Olgunluk doğal karşılama, normal görme, kabullenme ve insanların zihinsel/ruhsal seviyelerini anlayabilme becerisini edinme halidir.

Eylemlerini ve zarar verici girişimlerini çatışmaya çevirecek olaylara dönüştürmeyi cahillikle bir tutan kişilerden ne beklenebilir ki?

Olgunluk ne zaman ve nerede, kiminle ve nasıl sosyal iletişim kurabileceğini, toplumsal ilişkilerini nasıl ayarlayacağını, muhatap olduğu kişilerle hangi seviyede diyalog kurabileceğini öğrenmiş insanların karakteri olmalıdır.

“Olgunlaşma sağlam durmak, kişilikten taviz vermemek, seçici davranmak, nerede olursa olsun nasıl davranması gerektiğini bilmek” manasında kişisel erdemlerin temel harçlarından biridir.