Bir tencere yemek üzerinden koparılan tartışma ve aile üzerine…
Sosyal medyada kendisini din âlimi olarak tanıtan bir kadının, “Dinen kadınların yemek yapma zorunluluğu yoktur” şeklindeki açıklaması yeniden tartışma konusu oldu. Bir tencere yemek üzerinden başlayan tartışma, dönüp dolaşıp aile yapısına, kadın-erkek ilişkilerine ve toplumsal değerlere uzandı.
Peki, gerçekten mesele bir kadının yemek yapıp yapmaması mı, yoksa aile kavramına bakışımız mı?
Ablacığım, senin derdin ne?
Bir kadın eşine ve çocuklarına yemek yapmak istemiyorsa elbette bu konuyu kendi ailesi içerisinde konuşabilir, eşiyle ortak bir çözüm bulabilir. Ancak bunu sosyal medyada gündeme taşıyarak kadınlara sürekli neyi yapmak zorunda olmadıklarını anlatmanın topluma ne gibi bir faydası var?
Bugün bazı kadınların açıklamalarına bakıyoruz; kimi “Kadın ile erkek eşittir” diyor, kimi “Kadın çocuk doğurmak zorunda değil” diyor, kimi “Kadın bulaşık yıkamak zorunda değil” diyor, kimi de “Kadın evlenmek zorunda değil” diye açıklamalarda bulunuyor.
Elbette bunların her birinin ayrı bir tartışma boyutu var. Fakat insan sormadan edemiyor: Bu tartışmalar neden sürekli yapılmak zorunda hissediliyor? İnsanların kendi aile hayatlarına ilişkin tercihleri neden sosyal medyada birer ideolojik tartışmaya dönüştürülüyor?
Zorunluluk başka, aile sorumluluğu başka!
Öncelikle şunu belirtmek gerekir: Bir insanın aile içerisindeki sorumlulukları baskıyla, tehditle veya zorbalıkla dayatılmamalıdır. Kadın da erkek de aile hayatında haklara ve sorumluluklara sahiptir. Bu sorumlulukların nasıl paylaşılacağı ise eşlerin karşılıklı anlayışıyla belirlenmelidir.
Dinen kadının ev işi ve yemek yapma yükümlülüğünün nasıl değerlendirileceği de tek bir sosyal medya cümlesiyle geçiştirilebilecek bir konu değildir. Fıkıhta bu meseleye ilişkin farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Dolayısıyla din adına konuşan herkesin kullandığı ifadelerin dayanağını, bağlamını ve ne anlama geldiğini dikkatle ortaya koyması gerekir.
Ancak asıl mesele şu: Aileyi ayakta tutan şey yalnızca bir kadının yemek yapması ya da bir erkeğin eve para getirmesi değildir. Aileyi ayakta tutan sevgi, saygı, fedakârlık, güven ve sorumluluk bilincidir.
Bir evde kadın yemek yapabilir, erkek bulaşıkları yıkayabilir. Bir gün kadın yorulur, diğer gün erkek. Önemli olan kimin hangi işi yaptığı değil, eşlerin birbirini ne kadar anladığı ve birbirine ne kadar destek olduğudur.
Kadın ve erkek eşit değil, eş değerdir!
Kadın ile erkeğin biyolojik özellikleri elbette farklıdır. Ancak bu farklılıkları, bir tarafın diğerinden üstün olduğu ya da bütün sorumlulukların yalnızca bir tarafa ait bulunduğu şeklinde yorumlamak doğru değildir.
Kadın da erkek de insan onuruna sahiptir. Kadın anne olmayı tercih edebilir, erkek baba olabilir; eşler birlikte bir aile kurabilir veya farklı bir yaşam biçimi seçebilir. Evlilik, çocuk sahibi olmak ve aile hayatını sürdürmek insanların hayatlarında önemli tercihlerdir. Fakat bu tercihler, başkalarını küçümsemenin ya da insanlara tek bir yaşam biçimini dayatmanın gerekçesi hâline getirilmemelidir.
Benim üzerinde durduğum nokta, aile kurumunun değerini korumaktır. Çünkü aile yalnızca aynı çatı altında yaşayan insanlardan ibaret değildir. Aile, insanların birbirine omuz verdiği, sorumlulukları paylaştığı ve hayatın yükünü birlikte taşıdığı bir yapıdır.
Ne var ki aileyi savunmak adına kadını yalnızca ev işleriyle, erkeği de yalnızca ekonomik sorumluluklarla tanımlamak, aileyi güçlendirmek yerine dar bir kalıba hapsetmek anlamına gelebilir.
Sosyal medyada her açıklama, topluma fayda sağlamıyor!
Bugün sosyal medya, insanların düşüncelerini özgürce ifade edebildiği önemli bir platform. Ancak her açıklamanın topluma fayda sağladığını söylemek de mümkün değil.
Özellikle dinî konularda konuşan kişilerin daha dikkatli olması gerekiyor. Çünkü bir cümle, bağlamından koparıldığında insanların zihninde yanlış anlamalara yol açabilir. Bir konuyu tartışırken karşı tarafı küçümsemek, alay etmek veya niyetini sorgulamak yerine, meselenin özünü konuşmak daha doğru olacaktır.
Bir kadının yemek yapmaması tek başına aile kurumunun yıkılması anlamına gelmez. Aynı şekilde bir erkeğin ev işlerine yardım etmesi de onun aile içindeki konumunu zayıflatmaz. Asıl tehlike, eşlerin birbirlerine karşı sorumluluklarını unutması ve aile hayatını bir güç mücadelesine dönüştürmesidir.
Asıl soru şu: Aileyi nasıl koruyacağız?
Bir kadın yemek yapabilir, bir erkek yemek yapabilir. Bir kadın çalışabilir, bir erkek çocuklarının bakımını üstlenebilir. Hayat şartları, sağlık durumu ve ailelerin ihtiyaçları değişebilir. Bunların hepsi hayatın doğal akışı içerisinde değerlendirilmesi gereken konulardır.
Ancak ne olursa olsun, aile içerisinde karşılıklı saygıyı ve sorumluluk duygusunu kaybetmemek gerekir. Kadın ve erkek birbirinin rakibi değil, hayat arkadaşlarıdır. Biri diğerini değersizleştirdiğinde kazanan olmaz; kaybeden, aile içerisindeki huzur olur.
Bu nedenle sosyal medyada yapılan açıklamalara tepki gösterirken bile ölçüyü kaçırmamak gerekir. Bir görüşe katılmayabiliriz. Hatta o görüşü yanlış da bulabiliriz. Fakat eleştiriyi kişiselleştirmek yerine, düşüncenin kendisini tartışmak daha sağlıklı bir yoldur.
Son sözüm şu: Aileyi bir tabak yemek kurtarmaz, bir tabak yemek de yıkmaz. Aileyi ayakta tutan, insanların birbirine duyduğu sevgi, saygı ve sorumluluktur.
Dinen bir konuyu tartışıyorsak bilgiyle, toplumsal bir meseleyi konuşuyorsak sağduyuyla hareket etmeliyiz. Kadını da erkeği de karşı karşıya getirmek yerine, aynı hayatı paylaşan iki insanın birbirine nasıl destek olabileceğini konuşmalıyız.
Çünkü mesele kimin yemek yapmak zorunda olduğu değil, aynı sofraya oturan insanların birbirine nasıl davrandığıdır.
Hoşça kalın…
GÜNCEL
YEREL
GÜNDEM
YAŞAM
KÜLTÜR-SANAT
EĞİTİM
SPOR
SAĞLIK
EKONOMİ
ASAYİŞ
SİYASET
PETROLSPOR
İLÇELER
VİDEO
AL BURADAN YAK!
Aytekin Alptekin
Yorumlar