Sosyal medyada şöyle bir dolaşıyorum, karşıma bir diyetisyen çıkıyor. Akşam yatarken kesinlikle yenilmemesi gereken yemekleri anlatıyor. Ben de merak edip dinliyorum.

“Bir…” diye başlıyor.

“Kavurma akşam yenmez.”

Ardından geliyor:

“Lahmacun akşam yenmez. Mantı akşam yenmez. Börek akşam yenmez. Pilav akşam yenmez…”

Ya kardeşim, siz garibanla dalga mı geçiyorsunuz?

Kavurmayı akşam kim görmüş de yemiş? Lahmacunu kim görmüş de yemiş? Mantıyı, böreği, pilavı kim görmüş de akşam sofraya koymuş?

Bizim derdimiz başka!

GÜNÜN İLK ÖĞÜNÜ, GÜNÜN SONUNA TAŞIYORUZ

Birçok emekli ve dar gelirli vatandaş, benim gibi sabah kahvaltısını yapıyor. “Sabah” dediğim de öyle gün ağarırken değil. Günün ilerleyen saatlerinde, bir nevi “branş” yapar gibi kahvaltı ediyoruz.

Sonra?

Akşama kadar idare…

Akşam olduğunda ise sofraya ne çıkarsa artık.

Mercimek çorbası bile bazen lüks hale geldiği için arpa şehriye çorbası ya da domates çorbası…

Yanına da salçalı makarna.

Eğer ay başıysa, o zaman işler biraz değişiyor. Belki fırına atılmış veya haşlanmış tavuk sofraya geliyor.

İşte o gün, bizim için adeta ziyafet!

Şimdi siz çıkıp bize “Akşam kavurma yemeyin, börek yemeyin, lahmacun yemeyin” diyorsunuz.

Sayın diyetisyenler, şefkatinizden vazgeçtik, mezarımızdan taş çalmayın bari!

TELEVİZYONDAKİ SOFRALAR BİZİM SOFRALAR DEĞİL

Bir de yemek programları var.

Televizyonu açıyorum, adam yemek tarifi veriyor.

“Şimdi bir kilo kuşbaşı etimizi alıyoruz…”

Bir kilo kuşbaşı!

Ardından tereyağı, kaşar peyniri, krema, türlü türlü malzemeler…

Adam yemeği hazırlıyor, ortaya öyle bir sofra çıkıyor ki insanın ağzının suyu akıyor.

Biz ise televizyonun karşısında oturmuşuz.

Elimizde, tarifte kullanılan tavanın ancak sapı var!

Bir kilo kuşbaşını bırakın, bazen birkaç parça eti bile hesap ederek sofraya koyuyoruz.

Allah aşkına, emekli ve dar gelirli vatandaş bir kilo kuşbaşını ne zaman görmüş?

Bizimle dalga mı geçiyorsunuz?

Televizyon izlemeyelim mi?

Yemek programlarını da mı izlemeyelim?

Yoksa eski günlerde olduğu gibi televizyonun üzerine bir örtü serip, “Aman çocuklar görmesin, televizyon da bozulmasın” mı diyelim?

DAR GELİRLİYLE BU KADAR DA DALGA GEÇİLMEZ

Elbette sağlıklı beslenmek önemli.

Elbette diyetisyenlerin söyledikleri bilimsel açıdan değerli olabilir.

Ama bir de hayatın gerçekleri var.

Türkiye'nin birçok yerinde insanlar bugün ne yiyeceğini değil, yarın ne yiyeceğini düşünüyor.

Emekli maaşını eline aldığında daha ayın başında elektrik, su, kira, doğalgaz, pazar ve market masraflarını hesaplayan insanın önüne “Şunu yeme, bunu yeme” listesini koyduğunuzda, o insan önce size bakıyor, sonra cüzdanına…

Sonra da kendi kendine soruyor:

“Acaba ben neyi yiyebiliyorum?”

BİZİM SINAVIMIZ BAŞKA

Ah benim güzel vatanım…

Kurban olduğum Allah'ım…

Bizi öyle bir ekonomik sınavdan geçiriyorsun ki ne yaşananlara isyan edebiliyoruz ne de kaderimize…

İki arada, bir derede bu dar boğazdan geçmeye çalışıyoruz.

Atı alan Üsküdar'ı geçti.

Bizim ne atımız var ne adımız…

Bazen insan kendisini, toplumun dışında kalmış gibi hissediyor.

Ama bütün bunların da ötesinde bir şey var.

Bizim nefsimizle dalga geçmeyin!

İnsanların sofrasındaki eksiklikleri görmezden gelip, onlara ulaşamayacakları sofraların tarifini anlatmayın.

Bir emeklinin, bir asgari ücretlinin, bir dar gelirlinin en büyük derdi “Gece lahmacun yemeli miyim?” değil.

“Bu ayı nasıl çıkaracağım?”

Asıl mesele budur.

Biz şefkat istemiyoruz.

Bize acınmasını da istemiyoruz.

Sadece biraz anlayış istiyoruz.

Sofrasında olmayan yemeğin hesabını sormayın yeter.

Şefkatinizden vazgeçtik, mezarımızdan taş çalmayın bari…

Allah, emeklinin, dar gelirlinin, geçim sıkıntısı çeken herkesin yardımcısı olsun.

Âmin.