Eskiden gençler akıllarına takılan dini soruları cami imamına, aile büyüklerine ya da güvendikleri bir hocaya sorardı. Bugün ise ilk başvurdukları adres internet ve sosyal medya. Peki, gençlerimiz dinî konularda doğru bilgiye mi ulaşıyor, yoksa bilgi kirliliğinin içinde mi kayboluyor?
Son zamanlarda gençlerle yaptığım sohbetlerde dikkatimi çeken bir konu var: Gençlerimizin bir bölümünde dinî inanç ve bilgi konusunda ciddi soru işaretleri oluşmuş durumda.
Kendilerine Müslüman olduklarını söylüyorlar. Ancak İslam'ın temel esasları, ibadetler ve dinî sorumluluklar konusunda kafalarında cevap bekleyen pek çok soru bulunuyor. Daha da önemlisi, bu soruların bir kısmı zamanla şüpheye ve tereddüde dönüşebiliyor.
Peki, nerede yanlış yapıyoruz?
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki toplumumuzda dinî değerlerin tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün değil. Mahallelerimizde camilerimiz var, ezanlarımız okunuyor, ailelerimiz çocuklarını dinî değerlerle yetiştirmek için çaba gösteriyor. Yani dinî hayatın izleri hâlâ toplumumuzun her köşesinde varlığını sürdürüyor.
Ancak hayatımıza öyle bir şey girdi ki etkisi aileden eğitime, kültürden inanca kadar pek çok alanı değiştirmeye başladı. Evet, bahsettiğim şey internet ve özellikle sosyal medya.
Eskiden soruların cevabı büyüklerdeydi, şimdi Google'da!
Bir zamanlar gençlerin kafasına dinî bir soru takıldığında gideceği yer belliydi. Cami imamına sorardı, mahallesindeki hocaya danışırdı. Onu bulamazsa babasına, annesine, amcasına veya dayısına müracaat ederdi. Büyüklerin tecrübesiyle, güvendikleri insanların rehberliğiyle sorularına cevap ararlardı.
Bugün ise bu alışkanlık büyük ölçüde değişti.
Gençler artık merak ettikleri her şeyi internetten araştırıyor. Google'a yazıyor, sosyal medyada karşılarına çıkan videoları izliyor, yapay zekâya sorular yöneltiyor. Elbette teknolojiden faydalanmak kötü bir şey değil. Bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Ancak asıl sorun, ulaşılan bilginin doğruluğunu sorgulamadan kabul etmekte başlıyor.
Çünkü sosyal medyada dinî konularda konuşan herkesin yeterli bilgiye sahip olduğunu söyleyemeyiz.
Sosyal medyada herkes hoca, herkes fetva veriyor!
Bugün sosyal medya platformlarında Kur'an ayetlerini kendi anlayışına göre yorumlayan, dinî meselelerde kesin hükümler ortaya koyan, farklı görüşleri savunan ve kendi çevresine insan kazandırmaya çalışan çok sayıda kişiyle karşılaşıyoruz.
Kimi zaman hurafeler dinî bilgi gibi sunuluyor, kimi zaman da dinî meseleler bağlamından koparılarak anlatılıyor. Birbirine zıt açıklamalar yapan kişilerin videolarını izleyen gençler ise hangisinin doğru olduğunu anlamakta zorlanıyor.
İşte tehlike tam da burada başlıyor.
Dinî bilgi konusunda yeterli altyapısı bulunmayan bir genç, karşısına çıkan her açıklamayı doğru kabul edebiliyor. Bir videoda duyduğu söz, başka bir videoda tamamen farklı şekilde anlatılınca kafası daha da karışıyor. Zamanla dinî konularda tereddüt yaşamaya başlıyor.
Bugün bazı gençlerin cami imamlarına, din görevlilerine ve geleneksel dinî rehberliğe mesafeli yaklaştığını görüyoruz. Hatta maaşlı imamın arkasında namaz kılmayı sorgulayan, cuma namazının gerekliliğini tartışmaya açan veya bazı dinî sorumlulukları yerine getirmekte isteksiz davranan gençlerle karşılaşabiliyoruz.
Elbette her genci aynı kefeye koymak doğru değil. Gençlerimizin arasında dinî değerlerine bağlı, araştıran, okuyan ve inancını bilinçli şekilde yaşamaya çalışan çok sayıda evladımız da var.
Ben hiçbir gence dinsiz demek istemiyorum. Böyle bir hüküm vermek benim haddime de hakkıma da düşmez. Ancak ortada görmezden gelemeyeceğimiz bir mesele olduğunu düşünüyorum.
Gençleri suçlamak yerine onları dinlemeliyiz!
Burada ailelere, din görevlilerine, eğitimcilere ve toplumun bütün kesimlerine önemli görevler düşüyor.
Öncelikle gençlerin sorularından korkmamalıyız. Bir genç dinî bir konuyu sorguluyorsa onu hemen yargılamak, susturmak veya suçlamak yerine dinlemeliyiz. Çünkü sorularına cevap bulamayan genç, cevabı başka yerlerde aramaya devam edecektir.
Camilerimiz yalnızca namaz kılınan mekânlar olmamalı; gençlerin rahatça soru sorabildiği, düşüncelerini paylaşabildiği ve doğru dinî bilgiye ulaşabildiği merkezler hâline gelmeli.
Aileler de çocuklarıyla dinî konularda daha fazla sohbet etmeli. Bilmedikleri bir soruyla karşılaştıklarında yanlış cevap vermek yerine birlikte güvenilir kaynaklara başvurmalı.
Din görevlileri ise gençlerin dünyasını, kullandıkları dili ve karşılaştıkları dijital içerikleri daha yakından takip etmeli. Çünkü artık gençlere ulaşmak için yalnızca camide beklemek yeterli değil. Onların bulunduğu dijital dünyada da doğru bilgiyle var olmak gerekiyor.
Teknoloji hayatımızın bir parçası. İnterneti yasaklayarak, sosyal medyayı suçlayarak veya gençleri eleştirerek bu sorunu çözemeyiz. Yapmamız gereken, doğru bilgiyle yanlış bilgiyi ayırt edebilen, dinî meseleleri güvenilir kaynaklardan öğrenen ve sorularına sağlıklı cevaplar bulabilen bir gençlik yetiştirmektir.
Ben bütün gençlerimizi bu değerlendirmenin içine katmıyorum. Ancak yaptığım sohbetlerde gördüğüm kadarıyla, gençlerimizin bir bölümünde dinî bilgi ve inanç konusunda ciddi soru işaretleri var.
Bu gerçeği görmezden gelmek yerine üzerinde düşünmeliyiz.
Çünkü gençlik, bir toplumun geleceğidir. Gençlerimizin inanç dünyasındaki değişimi anlamaz, onlara doğru rehberlik edemezsek yarın çok daha büyük sorunlarla karşılaşabiliriz.
Unutmayalım; gençleri kaybetmek istemiyorsak önce onları dinlemeyi öğrenmeliyiz.
Hoşça kalın…