Batman’da bir tır garajına uğradım. Birkaç tırcı kardeşimizle çay eşliğinde sohbet etme fırsatı buldum. Hani derler ya, “Bir dokun, bin ah işit…” İşte tam da öyle oldu. Konuştukça dertler peş peşe sıralandı. Mazot fiyatları, lastik masrafları, yemek giderleri, vergiler, borçlar ve en çok da ağır trafik cezaları…
Direksiyon başında kilometrelerce yol kat eden, ailesinden haftalarca, hatta aylarca uzak kalan bu insanların anlattıklarını dinledikçe, nakliyeciliğin dışarıdan göründüğü kadar kolay bir meslek olmadığını bir kez daha anladım.
Tırcı kardeşlerimizin ortak bir cümlesi vardı: “Bizi anlayan yok, derdimizi dinleyen yok!”
MAZOTTAN BAŞLAYAN DERTLER ZİNCİRİ
Sohbetimizin ilk konusu elbette mazot fiyatlarıydı.
Tırcılar, kullandıkları araçların Euro dizel dışında bir yakıtla çalışamadığını belirterek, kamuoyunda zaman zaman dile getirilen ucuz yakıt kullanıldığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunuyor.
“Biz de herkes gibi kullandığımız yakıtın parasını ödüyoruz. Depolarımız büyük, seferlerimiz uzun. Bir depo dolusu yakıtın maliyetini hesaplayın, ne demek istediğimizi anlarsınız” diyorlar.
Üstelik masraf yalnızca yakıtla bitmiyor. Lastik, bakım, onarım, vergi ve diğer işletme giderleri de nakliyecinin belini büküyor.
Bir tırın yola çıkması için yalnızca deposunun dolu olması yetmiyor. Aracın her parçasının çalışır durumda olması, belgelerinin eksiksiz bulunması ve bütün giderlerinin karşılanması gerekiyor.
Peki, bütün bu masraflar karşısında nakliyecinin kazancı ne durumda? İşte asıl sorulması gereken sorulardan biri de bu.
“BİR KAP YEMEK 500 LİRA!”
Tırcılarla sohbet ederken dikkatimi çeken bir başka konu da yollardaki yemek masrafları oldu.
Toplumda, uzun yol şoförlerinin uygun fiyatlı yerlerde yemek yiyerek masraflarını azalttığı yönünde bir düşünce var. Ancak şoförler, durumun hiç de anlatıldığı gibi olmadığını söylüyor.
“Bir kap yemek 500 liraya kadar çıkıyor. Hem fiyatlar yüksek hem de eskisi gibi kaliteli yemek bulmak kolay değil. Yollarda et yemeye bile çekiniyoruz. Bulduğumuz tavuk ya da sulu yemekle idare ediyoruz” diye dert yanıyorlar.
İşte bu nedenle birçok uzun yol şoförü, aracında adeta küçük bir kiler oluşturuyor. Kahvaltılığını, günlük yiyeceğini yanında taşıyor. Çünkü her öğünü dışarıda yemek, zaten ağır olan giderleri daha da artırıyor.
Unutmayalım ki tır şoförlerinin araçları yalnızca bir iş yeri değil. Aynı zamanda evleri, yatak odaları ve günlerce vakit geçirdikleri yaşam alanları…
Yollarda uyuyor, uyanıyor, yemek yiyor ve kişisel ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorlar. Ailelerinden uzakta, direksiyon başında bir hayat sürüyorlar.
ASIL TEPKİ AĞIR TRAFİK CEZALARINA
Gelelim tırcı kardeşlerimizin en çok yakındığı konuya: Trafik cezaları!
Şoförler, özellikle hız ihlalleri nedeniyle uygulanan bazı cezaların kendileri açısından çok ağır sonuçlar doğurduğunu söylüyor.
Ağır vasıta sürücülerinin çalışma ve dinlenme süreleri, takograf kayıtları üzerinden takip ediliyor. Genel kural olarak 4,5 saatlik araç kullanımının ardından en az 45 dakika mola verilmesi gerekiyor. Günlük sürüş süresi de kural olarak 9 saatle sınırlandırılıyor; mevzuatta belirli istisnalar bulunuyor.
Elbette trafik kuralları herkes için geçerli. Hız sınırlarına uymak, gerekli molaları vermek ve trafikte güvenliği tehlikeye atmamak zorundayız. Hiçbir meslek grubunun kurallardan muaf tutulması gerektiğini savunmuyorum.
Ancak tırcıların dile getirdiği başka bir mesele var.
Şoförler, trafik ekiplerinin bazı denetimlerde takograf kayıtlarını geriye dönük inceleyerek hız ihlallerini tespit ettiğini, kısa süreli ihlaller nedeniyle de ağır cezalarla karşılaşabildiklerini anlatıyor. Bir aracı sollarken yaşanan durumlar veya güzergâhta zamanında ilerleme kaygısı, onların anlattığı örnekler arasında.
Burada önemli olan, kuralların uygulanıp uygulanmaması değil; denetimlerin nasıl yapıldığı, cezaların hangi ihlale dayandığı ve yaptırımların ölçülülüğü.
Trafik güvenliği elbette vazgeçilmezdir. Ancak denetimlerin adil, şeffaf ve herkes için anlaşılır olması da bir o kadar önemlidir.
Şoförler kendilerine suçlu muamelesi yapıldığını düşündüklerini, sürekli baskı altında hissettiklerini ifade ediyor. Bu durumun meslekten soğumalarına neden olduğunu söylüyorlar.
Daha da üzücü olan, bazı şoförlerin ağır borçlar ve cezalar nedeniyle çok zor dönemlerden geçtiğini anlatmaları. Hatta cezaların ardından intihar eden arkadaşları bulunduğunu dile getirenler oldu. Bu iddialar son derece ciddi; doğrulanmış vakalar ve nedenleri hakkında kesin hüküm vermeden, mesleğin yarattığı ekonomik ve psikolojik baskının mutlaka dikkate alınması gerekiyor.
Hiçbir ceza, hiçbir borç ve hiçbir ekonomik sorun insan hayatından daha değerli değildir.
BİR TIRIN YOLA ÇIKMASI BİLE BAŞLI BAŞINA MALİYET
Tırcı kardeşlerimizin anlattıkları bununla da sınırlı değil.
Bir tır kullanmak için gerekli ehliyet ve mesleki belgeler, SRC belgesi, psikoteknik değerlendirme, yetki belgeleri, vergiler, sigorta ve diğer yasal yükümlülükler var.
Bunların yanında araç muayenesi, bakım, onarım, lastik değişimi, köprü ve otoyol ücretleri, Bağ-Kur primleri ve taşımacılık faaliyetinin gerektirdiği diğer giderler de bulunuyor.
Şoförlerin verdiği örneklerde, ehliyet ve belgeler için on binlerce, hatta yüz binlerce lirayı bulan maliyetlerden söz ediliyor. Bu rakamlar belge türüne ve koşullara göre değişebilse de mesleğe girişin ve işi sürdürmenin ciddi bir ekonomik yük oluşturduğu açık.
Üstelik birçok nakliyecinin araç kredisi, lastik borcu, tamirciye ödemesi ve piyasaya karşı yükümlülükleri bulunuyor.
Şoförün bir yandan borçlarını ödemesi, diğer yandan aracını çalışır durumda tutması gerekiyor. Bütün bunları karşılayabilmek için de gece gündüz yollarda direksiyon sallıyor.
Şimdi bir de kış mevsimi kapıda. Tırcılar, kış lastiği için yaklaşık 200 bin lirayı bulan masraflarla karşılaşabildiklerini söylüyor.
Yakıt, lastik, bakım, vergi, belge, yemek ve trafik cezası… Hepsini üst üste koyduğunuzda ortaya çıkan tabloyu düşünün.
Bir tırın yalnızca yolda ilerlemesi için bile ne kadar büyük bir ekonomik çarkın dönmesi gerekiyor!
GECE GÜNDÜZ TAŞIYORLAR, AİLELERİNDEN UZAK KALIYORLAR
Sevgili dostlar, nakliyecilik yalnızca bir araç kullanma işi değildir. Bu mesleğin arkasında büyük bir emek, sabır ve fedakârlık vardır.
Tırcılar un taşıyor, gıda taşıyor, sebze taşıyor, balık taşıyor. Market raflarına, pazarlara ve sofralarımıza ulaşan birçok ürünün arkasında onların emeği bulunuyor.
Biz evimizde otururken, onlar bazen yağmurda, bazen karda, bazen de gecenin en karanlık saatlerinde yolları arşınlıyor.
Çocuklarının büyüdüğünü uzaktan izleyen, eşinden ve ailesinden haftalarca ayrı kalan insanlar var. Bazıları bir sefer nedeniyle aylarca evine dönemediğini anlatıyor.
Peki, bütün bu emeğin karşılığında ne bekliyorlar?
Elbette trafik kurallarının kaldırılmasını değil. Denetim yapılmasın da demiyorlar.
İstedikleri; giderlerinin, çalışma koşullarının ve ekonomik gerçeklerinin dikkate alınması, sorunlarının dinlenmesi ve haklı taleplerinin değerlendirilmesi.
NAKLİYECİ OLMAZSA HAYAT DURUR!
Burada hepimizin düşünmesi gereken önemli bir konu var.
Nakliyecilik sektörü durursa yalnızca tırlar garajda kalmaz. Üretimden tüketime uzanan tedarik zinciri de bundan etkilenir. Fabrikaların ham maddesi, marketlerin ürünleri, pazarların sebze ve meyvesi taşınmak zorundadır.
Depolarımız dolu olabilir, stoklarımız yeterli görünebilir. Ancak ürünlerin zamanında yerine ulaşmasını sağlayan nakliye sistemi işlemezse bu düzenin uzun süre devam etmesi mümkün değildir.
Bu nedenle nakliyecilerin sorunlarını yalnızca bir meslek grubunun şikâyeti olarak görmemek gerekiyor. Onların yaşadığı ekonomik sıkıntılar, zaman içinde taşımacılık maliyetlerine ve dolayısıyla tüketiciye de yansıyabilir.
Yetkililerin, sektör temsilcilerinin ve ilgili kurumların bir araya gelerek sorunları değerlendirmesi gerekiyor. Trafik güvenliğinden taviz vermeden denetimlerin adil yürütülmesi, ağır yaptırımların etkilerinin incelenmesi ve nakliye sektörünün artan maliyetleri karşısında çözüm yollarının aranması önemli.
SÖZÜN ÖZÜ…
Batman’daki tır garajında içtiğimiz bir bardak çay, bana birçok insanın görmediği bir hayatı bir kez daha hatırlattı.
Direksiyon başında saatlerini, günlerini ve aylarını geçiren insanların da anlatacak dertleri, ödeyecek borçları, büyütmek zorunda oldukları çocukları ve kavuşmayı bekledikleri aileleri var.
Trafik kuralları hepimiz için gerekli. Güvenli yollar hepimizin ortak sorumluluğu. Ancak kurallar uygulanırken insanı, emeği ve ekonomik gerçekleri de göz ardı etmemek gerekiyor.
Nakliyeci kardeşlerimizin dile getirdiği sorunlar dinlenmeli, ağır maliyetler karşısında sektörün sürdürülebilirliği için çözüm aranmalı.
Çünkü onların taşıdığı yalnızca yük değil; aynı zamanda milyonlarca insanın günlük yaşamının devam etmesini sağlayan büyük bir sorumluluk.
Tırcı kardeşlerimizin sesi duyulsun, sorunları görmezden gelinmesin istiyorum.
Direksiyon başındaki emeği unutmayalım. Çünkü yolları onlar aşıyor, yükleri onlar taşıyor, sofralarımıza ulaşan ürünlerde onların da alın teri var.
Hoşça kalın…