İnsanların Acısı Üzerinden Geçim Olur mu?
Babamızı toprağa verdik, taziyemizi kurduk. Acımızı yaşamak, dualarımızı etmek ve kaybımızın ardından sessizce yas tutmak istedik. Ancak kendimizi, tarifsiz acımızın ortasında bambaşka sorunlarla mücadele ederken bulduk. Öyle ki bazen babamızı kaybettiğimizi, kendi acımızı bile unuttuk. Çünkü birilerinin bitmeyen talepleriyle, para beklentileriyle ve istismar edilen duygularımızla uğraşmak zorunda kaldık.
Geçtiğimiz günlerde babamı kaybettim. Evimizin direği, ailemizin büyüğü, hayatımızın en kıymetli insanlarından birini toprağa vermenin acısıyla taziyemizi kurduk. İnsan böyle zamanlarda ne ister? Biraz huzur, biraz sessizlik, başsağlığı dilekleri, dualar ve acısını paylaşabileceği birkaç samimi insan…
Ama Batman’da yaşadıklarımız, yas tutmanın bile ne kadar zorlaştırılabildiğini bir kez daha gösterdi.
Şimdi soruyorum: Bir insanın en acılı gününde, ailesinin en kırılgan anında, insanların duygularını ve iyi niyetini zorlamak hangi vicdana sığar?
TAZİYE EVİNDE ACIMIZI BİLE YAŞAYAMADIK!
Taziyemizi kurduk ama bir baktık ki kendimizi başka insanların sorunlarıyla, bitmek bilmeyen talepleriyle ve para beklentileriyle uğraşırken bulmuşuz.
Taziye evinde huzuru bozan davranışlardan mı söz edeyim? Yemek saatinde tanımadığımız insanların bir anda yemek salonuna doluşmasından mı? Acımızı paylaşmaya gelen insanlarla ilgilenmemiz gerekirken kolumuzdan, bacağımızdan tutup yardım isteyenlerden mi?
Kadınlar bölümünde ailemizi yüksek miktarlarda para talepleriyle rahatsız edenlerden mi bahsedeyim? Çay servisi karşılığında istenen fahiş ücretlerden mi? Cenaze ve taziye hizmetleri için talep edildiği belirtilen yüksek bedellerden mi?
İnanın, hangisini anlatacağımı bilemiyorum.
İnsan babasını kaybetmiş. Yüreği yanıyor. Aklı bir yanda son vedada, diğer yanda geride kalan hatıralarda… Böyle bir anda bir de kimin ne istediğini, ne kadar para talep ettiğini, hangi sorunu çözmesi gerektiğini düşünmek zorunda kalıyor.
Biz babamızın yasını tutmaya çalışırken başkalarının talepleriyle uğraştık.
Peki, bu ne kadar doğru? Bu nasıl bir anlayış?
TAZİYE, FIRSAT KAPISI DEĞİLDİR!
Taziye, insanların birbirlerinin acısını paylaştığı yerdir. Dayanışmanın, merhametin, kardeşliğin ve insanlığın en çok ihtiyaç duyulduğu zamanlardan biridir.
Taziyeye gelen insanlar, geride kalan aileye destek olmak, acıyı hafifletmek ve bir nebze olsun yalnız olmadıklarını hissettirmek için gelir. Taziye evleri bunun için vardır.
Elbette taziye hizmetlerinde çalışan, emek veren, yemek hazırlayan, çay dağıtan, temizlik yapan insanlar var. Emeğin karşılığının verilmesine kimse itiraz edemez. Ancak emeğin karşılığı başka şeydir, insanların çaresizliğini fırsata çevirmek başka şey.
Sorun, hizmetin karşılığını almak değil; insanların en savunmasız olduğu bir zamanda, itiraz etmekte zorlanacaklarını bilerek onların acısından çıkar sağlamaya çalışmaktır.
Taziye sahibinin o anda hesap yapacak, fiyat tartışacak, pazarlık edecek hâli mi vardır? İnsan, babasının ardından gözyaşı dökerken bir de önüne çıkarılan maddi taleplerle mi uğraşmalıdır?
Taziye evleri, acılı ailelerin kendilerini borç ve baskı altında hissettikleri yerlere dönüşmemelidir.
MEZARLIKTA BİLE YASIMIZI YAŞAYAMADIK!
Taziye süreci bittiğinde acı bitmiyor. İnsan, kaybettiği yakınının mezarına gidiyor. Bir dua okumak, başında birkaç dakika durmak, sessizce içini dökmek istiyor.
Biz de babamızın mezarına gittik.
Ancak orada da bizi ellerinde bidonlarla bekleyen çocuklarla karşılaştık. İstesek de istemesek de mezara su dökülüyor, ardından yardım bekleyen eller uzatılıyor.
Bir yanda babamızın mezarının başında duyduğumuz tarifsiz acı, diğer yanda küçücük çocukların içinde bulunduğu durum…
Bu kez de kendi acımızı bir kenara bırakıp onların hâlini düşünmeye başladık. Ceplerimizden para çıkarıp verdik. Belki bir nebze yardımcı olmak istedik, belki de o an yaşadığımız sıkışmışlıktan kurtulmaya çalıştık.
Ama asıl soru şu: Çocuklar neden mezarlıklarda bu şekilde para beklemek zorunda kalıyor? Bu çocukların eğitiminden, korunmasından ve geleceğinden kim sorumlu?
Çocukların emeğinin, yoksulluğunun ve çaresizliğinin bu şekilde görünür hâle gelmesi hepimizi düşündürmeli. Onları suçlamak kolaydır. Asıl yapılması gereken, bu durumun nedenlerini araştırmak ve çocukları koruyacak sosyal destek mekanizmalarını güçlendirmektir.
Bir mezarlıkta bile insanın acısını rahatça yaşayamaması, üzerinde durulması gereken ciddi bir toplumsal sorundur.
PEKİ, BU YAŞANANLARIN SORUMLUSU KİM?
Şimdi bütün bunların adını koymaya çalışıyorum.
Bu yaşadıklarımızın adı nedir? Sosyal dayanışma mı, geçim mücadelesi mi, denetimsizlik mi, yoksa insanların iyi niyetinin istismar edilmesi mi?
Elbette yoksulluğu, işsizliği ve geçim sıkıntısını görmezden gelemeyiz. Yardıma ihtiyaç duyan insanları da küçümseyemeyiz. Ancak hiçbir toplumsal sorun, başka bir insanın acısını istismar etmeyi haklı çıkaramaz.
Burada belediyeye, ilgili kurumlara, sosyal hizmet birimlerine ve taziye evlerinin işleyişinde sorumluluğu bulunan herkese görev düşüyor.
Taziye evlerinde sunulan hizmetlerin ücretleri açık ve anlaşılır olmalı. Ailelerden talep edilen bedeller konusunda şeffaflık sağlanmalı. İnsanların istemedikleri hizmetleri almak zorunda hissetmelerinin önüne geçilmeli. Yardıma muhtaç çocuklar için de kalıcı sosyal destek mekanizmaları oluşturulmalı.
Kimseyi peşinen suçlamadan, kimseyi hedef göstermeden bu sorunların üzerine gidilmesi gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca bir ailenin yaşadığı mağduriyet değil; toplumun ortak değerleriyle ilgili bir mesele.
BİR BATMANLI OLARAK UTANIYORUM!
Bir Batmanlı olarak yaşadıklarım karşısında üzüldüm, kırıldım ve utandım.
Batman, dayanışmanın ve misafirperverliğin güçlü olduğu bir kenttir. Acının paylaşıldığı, insanların birbirine destek olduğu, komşunun komşusunu yalnız bırakmadığı bir kültürümüz var.
Peki, ne oldu da bazı taziye süreçlerinde acılı ailelerin karşısına bitmek bilmeyen talepler çıkmaya başladı? Ne oldu da insanlar, en yakınlarını kaybettikleri günlerde bile maddi hesaplarla uğraşır hâle geldi?
Bu tabloyu normalleştiremeyiz.
Bu davranışları görmezden gelen, denetimsizliğe göz yuman ve sorunların büyümesine seyirci kalan herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor. Çünkü bir toplumun gerçek gücü, yalnızca yolları, binaları ve yatırımlarıyla değil; en zor gününde insanına nasıl davrandığıyla da ölçülür.
Bir insanın acısına saygı duymak, insan olmanın en temel gereğidir.
SON SÖZÜM: AYIP BU YAPTIĞINIZ, BEYLER!
Evet, babamın taziyesinde kendi acımı zaman zaman unuttum. Çünkü karşıma çıkan başka insanların sorunlarını, taleplerini ve çaresizliklerini düşünmek zorunda kaldım.
Ama en çok da Batman adına üzüldüm.
İnsanların duygularını istismar etmek, yas tutan ailelerin sessizliğinden ve itiraz edemeyecekleri bir anda bulunmalarından yararlanmak kabul edilemez. Yardımlaşma adı altında insanları baskı altında bırakmak, hizmet adı altında ölçüsüz taleplerde bulunmak kimseye yakışmaz.
Herkesin başına bir gün acı gelebilir. Herkes bir gün taziye kurabilir. Bugün başkasının yaşadığı bir sıkıntı, yarın bizim kapımızı çalabilir.
İşte bu yüzden birbirimizin acısına saygı duymalı, dayanışmayı ticari fırsata dönüştürmemeli ve ihtiyaç sahiplerine insan onurunu koruyan çözümler üretmeliyiz.
Son sözüm açık ve net: Ayıp bu yaptığınız, beyler! Gerçekten çok ayıp.
İnsanlık adına ayıp, vicdan adına ayıp, dayanışma adına ayıp…
Babamın acısını yaşarken Batman adına da büyük bir üzüntü duydum. Dilerim bu yazı, sorumluluk sahibi herkesi düşündürür ve yaşanan sorunların çözümü için bir adım atılmasına vesile olur.
Çünkü insan, en azından en acılı gününde, yalnızca acısını yaşamak ister.
Bunu bile çok görmeyin.