Trafik cezaları artırıldı, kuralları hiçe sayan sürücüler artık eskisi kadar rahat hareket edemiyor. Makas atan, hız yapan, kırmızı ışıkta geçen, trafikte öfkesine yenik düşüp aracından inen sürücüler, karşılaşabilecekleri ağır yaptırımları düşünmek zorunda kalıyor. En azından beklenti bu yönde…

Peki, gerçekten öyle mi?

Genel olarak trafik cezalarının caydırıcılığı tartışılırken Batman’ı bu tablonun dışında tutmak gerekiyor. Çünkü Batman trafiğinde, söz meclisten dışarı, değişen pek bir şey yok!

Kentte hâlâ kuralları kendilerine göre yorumlayan, diğer sürücülerin hakkını hiçe sayan, trafikte tehlike yaratmayı adeta bir hüner sanan sürücüler var.

Üstelik bunların önemli bir bölümünü genç sürücüler oluşturuyor. Elbette bütün gençleri aynı kefeye koymak haksızlık olur. Kurallara uyan, dikkatli ve saygılı binlerce genç var. Ancak bazı sürücülerin sabırsızlığı, sorumsuzluğu ve başkalarının canını tehlikeye atma pahasına sergiledikleri davranışlar artık görmezden gelinemez.

CEZA KESİLİYOR AMA DERS ALAN VAR MI?

Diyeceksiniz ki trafik polisi ne güne duruyor, yakalasın bu sürücüleri!

Yakalamıyor değiller. Denetimler yapılıyor, cezalar kesiliyor, kuralları ihlal eden araçlar trafikten men edilebiliyor, ehliyetlere el konulabiliyor. Ancak bütün bunlara rağmen bazı sürücüler bildiğini okumaya devam ediyor.

Demek ki mesele yalnızca cezanın miktarı değil. Mesele, trafik kurallarına karşı geliştirilen o sorumsuz anlayışta…

Bazı sürücüler için trafikteki tek mesele, kullandıkları aracın gücü, motosikletlerinin motor sesi ya da müziğin ne kadar yüksek çıktığı. Yolları ortak kullanım alanı olarak görmek yerine kendilerine ait bir gösteri sahnesi sanıyorlar.

Peki ya diğer sürücüler, yayalar ve aileleriyle birlikte yolculuk yapan insanlar?

Onların güvenliği bu gösterinin neresinde?

MOTOSİKLET Mİ KULLANIYORLAR, TEHLİKEYİ Mİ KOVALIYORLAR?

Özellikle motosiklet kullanıcıları arasında tehlikeli davranışlar dikkat çekiyor. Sağdan soldan kontrolsüzce geçen kuryeleri bir kenara bırakalım. Son dönemde yüksek devirli motosikletlerle trafikte adeta şov yapmaya çalışanlar da var.

Motosikletin üzerine iki kişi biniyor, kask takılmadan yola çıkılıyor, araçların arasından slalom yapılarak ilerleniyor. Bazen motosikletin arkasında bir yolcu da bulunuyor. Sürücü yalnızca kendi hayatını değil, arkasındaki insanın ve trafikteki diğer kişilerin güvenliğini de tehlikeye atıyor.

İnsan sormadan edemiyor: Birkaç saniyelik gösteri, birkaç kişinin hayatını riske atmaya değer mi?

Motosiklet kullanmak başlı başına bir sorun değil. Aksine, kurallara uyulduğunda önemli bir ulaşım aracı. Sorun, motosikleti tehlikeli hareketlerin aracı hâline getirmek.

Üstelik kask takmamak, yalnızca kişinin kendi güvenliğini ilgilendiren basit bir tercih de değil. Bir kaza yaşandığında geride bırakılabilecek aileleri, sevdikleri ve telafisi mümkün olmayan sonuçları düşünmek gerekiyor.

Bugün trafikte tehlikeli hareketler yapan bir sürücü, yarın kendisini bir trafik denetiminde bulabilir. Motosikleti trafikten men edilebilir, ehliyetiyle ilgili yaptırımlarla karşılaşabilir. Daha kötüsü, bir kaza nedeniyle kendisinin veya bir başkasının hayatı geri dönülmez biçimde değişebilir.

İşte bu yüzden, “Bana bir şey olmaz” düşüncesi trafikteki en büyük tehlikelerden biridir.

BATMAN’DA TRAFİĞİ ARAÇ SAYISI MI, KURALSIZLIK MI TIKIYOR?

Bir başka itirazı şimdiden duyar gibiyim:

“Batman’da araç sayısı çok arttı. Trafik bu yüzden kilitleniyor!”

Elbette araç sayısındaki artış, yol kapasitesi ve kavşak düzenlemeleri trafik yoğunluğunu etkileyebilir. Ancak Batman’daki her tıkanıklığı araç sayısına bağlamak da doğru değil.

Çünkü bazen trafik, kurallara uyulmadığı için kilitleniyor.

Yoğun bir caddede ilerideki kavşaktan dönmek yerine yolun ortasında manevra yapmaya çalışanlar, park yeri bulmak için trafiği bekletenler, ikinci sıraya park edenler, dönüş yapacağı kavşağa yanlış şeritten yaklaşanlar…

Bunların her biri, zaten yoğun olan trafiği daha da içinden çıkılmaz hâle getirebiliyor.

Üstelik bu davranışları yalnızca birkaç motosiklet kullanıcısına ya da genç sürücüye mal etmek de mümkün değil. Direksiyon başındaki her yaştan insanın yaptığı hatalar, kent trafiğinin ortak sorununa dönüşüyor.

SARI IŞIKTA KORNA, ŞERİTTE SABIRSIZLIK!

Batman trafiğinde sıkça karşılaşılan bir başka manzara da sabırsızlık…

Işık sarıya döner dönmez korna çalanlar, önündeki araç birkaç saniye beklediğinde sürücüyü taciz edenler, şehir içinde hız sınırlarını önemsemeyenler, döneceği yöne sinyal vermeyi gereksiz görenler…

Sanki herkesin acelesi var ama kimsenin başkasının hakkına saygı göstermeye zamanı yok!

Oysa sinyal vermek bir lütuf değil, trafik kuralıdır. Hız sınırına uymak bir tercih değil, güvenli sürüşün gereğidir. Kavşakları kapatmamak, geçiş hakkına saygı göstermek ve uygun yerlere park etmek de trafikte birlikte yaşamanın temel şartlarıdır.

Bir de kısa mesafelere bile araçla gitme alışkanlığımız var. Elbette herkesin yürüme imkânı aynı değil; ancak yürünebilecek mesafelerde otomobil kullanmayı tercih etmek de kentteki araç yoğunluğunu artıran etkenlerden biri.

Trafiğin rahatlamasını istiyorsak yalnızca belediyeden yeni yol, yeni kavşak, yeni düzenleme beklemekle yetinemeyiz. Direksiyon başındaki davranışlarımızı da sorgulamalıyız.

İĞNEYİ KENDİMİZE BATIRALIM!

Trafik cezalarının artırılması elbette önemli bir caydırıcılık aracı olabilir. Ancak cezanın büyüklüğü kadar denetimin sürekliliği, kuralların herkese eşit uygulanması ve sürücülerde trafik kültürünün yerleşmesi de önem taşıyor.

Batman’da trafik sorununu çözmek istiyorsak yalnızca trafik polislerini suçlamayalım. Onlardan denetim beklerken biz de kurallara uyalım. Yetkililerden çözüm isterken kendi sorumluluğumuzu unutmayalım.

Çünkü trafik, yalnızca araçların ilerlediği bir yol değil; sabrın, saygının ve birlikte yaşama kültürünün sınandığı bir alandır.

Unutmayalım: Direksiyon başında kendimizi dünyanın merkezinde görürsek, herkesin yolunu daraltırız. Birkaç dakika kazanmak uğruna başkalarının güvenliğini tehlikeye atarsak, kaybımız çok daha büyük olabilir.

Kısacası, iğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batırmalıyız.

Hoşça kalın…