Aslına bakarsanız bu söz, yıllardır dilimize doladığımız klişe bir cümleydi. Kimi zaman sudan batacaktık, kimi zaman yağmurdan, kimi zaman balçıktan… Bazen petrolden, bazen ekonomik sıkıntılardan söz ederek espri yaptık. Oysa biz bunları konuşurken teknemizin çoktan su aldığını fark edemedik. Geçmişten bugüne yaşanan intiharlar, uyuşturucu, çeteler, şiddet ve toplumsal sorunlar, belki de bizi çoktan bir bataklığın kıyısına getirmişti.
Şimdi kendimize dönüp sormanın zamanı geldi: Biz gerçekten ne zaman bu noktaya geldik?
Son zamanlarda Türkiye’nin farklı şehirlerinden telefonlar alıyorum. Beni arayanlar aynı soruları soruyor:
“Kardeşim, Batman’da yaşanan intiharların nedeni ne?”
Cevap veremiyorum.
Ardından ikinci soru geliyor:
“Batman gibi bir şehirde neden bu kadar uyuşturucu operasyonu yapılıyor? Siber suçlar, kaçakçılık iddiaları ve çetelerle ilgili haberler neden bu kadar gündeme geliyor?”
Yine cevap veremiyorum.
Çünkü insan bazen kendi şehrinde yaşananları anlatmakta, anlamlandırmakta zorlanıyor. Her gün yeni bir olayla karşılaşmak, bir süre sonra insanın kelimelerini de tüketiyor.
Ünlü sanatçı ve oyuncu İlyas Salman’ın bir sözünü hatırlıyorum: “Birimiz bir yerde bir hata yaptık ama nerede?”
İşte benim de Batmanlı bir gazeteci olarak kendime sorduğum soru bu: Biz nerede hata yaptık? Neyi eksik bıraktık, neyi görmezden geldik, hangi sorunları zamanında konuşamadık?
Batman büyüdü, sorunları da mı büyüdü?
Batman, nüfusu merkezde yaklaşık 450 bin, çevre yerleşimlerle birlikte daha geniş bir nüfusa ulaşan bir şehir. Büyük metropollerle kıyaslandığında hâlâ daha sınırlı bir yerleşim alanına sahip. Şehrin bir ucundan diğer ucuna kısa sürede ulaşabiliyoruz.
Ancak yaşadığımız olaylar, üzerimizde büyük bir şehrin ağır sorunları varmış hissi oluşturuyor.
Elbette intiharlar, uyuşturucu, şiddet ve suç yalnızca Batman’a özgü sorunlar değil. Bunlar Türkiye’nin ve dünyanın farklı şehirlerinde de yaşanıyor. Fakat bu gerçeği kabul etmek, Batman’da yaşananları sorgulamaktan vazgeçmemiz anlamına gelmiyor.
Asıl mesele, bu olayların nedenlerini anlamak, riskleri doğru tespit etmek ve çözüm için harekete geçmek.
Bir şehir yalnızca yollarıyla, binalarıyla, parklarıyla ve ekonomik yatırımlarıyla büyümez. Bir şehrin gerçek gelişmişliği; insanlarının huzuruyla, gençlerinin geleceğe dair umutlarıyla, ailelerin güven duygusuyla ve toplumun birbirine sahip çıkmasıyla ölçülür.
Peki, biz Batman’ın bu yönünü ne kadar konuşuyoruz?
İntiharları konuşuyoruz ama nedenlerini konuşabiliyor muyuz?
Peş peşe gelen acı haberler, hepimizi derinden düşündürmeli. Ancak bir insanın yaşamını yitirmesinin ardından başlayan dedikodular, çoğu zaman yaşanan acının önüne geçiyor.
Olayın gerçek nedenlerini bilmeden yorumlar yapılıyor, aileler hakkında konuşuluyor, insanların özel hayatları sorgulanıyor. Birkaç saat içinde herkesin kendince bir hüküm verdiği bir ortam oluşuyor.
Oysa geride bir aile, tarifsiz bir acı ve cevaplanması gereken sorular kalıyor.
Bir insanın neden böyle bir noktaya geldiğini tek bir nedene bağlamak doğru değil. Ruhsal sıkıntılar, ekonomik güçlükler, ailevi sorunlar, yalnızlık ve başka birçok etken farklı şekillerde rol oynayabilir. Bu nedenle her olayın uzmanlar tarafından, mahremiyet korunarak ve bilimsel bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekiyor.
Bizim görevimiz, acıyı dedikoduyla büyütmek değil; insanları dinlemek, destek mekanizmalarını güçlendirmek ve kimsenin kendisini yalnız hissetmediği bir toplum oluşturmak olmalı.
Bir insanın acısını konuşmak başka, o acının üzerinden dedikodu üretmek bambaşka bir şeydir.
Uyuşturucu ve çeteler: Sadece operasyonlarla çözülür mü?
Batman’da uyuşturucuyla mücadele kapsamında gerçekleştirilen operasyonlar, kamuoyunun gündeminde önemli bir yer tutuyor. Güvenlik güçlerinin suçla mücadele etmesi elbette gerekli.
Ancak kendimize şu soruyu da sormalıyız: Operasyonlar kadar, gençleri uyuşturucudan uzak tutacak çalışmalarımıza da aynı önemi veriyor muyuz?
Bir gencin uyuşturucuyla tanışmasını önlemek, onu bu tehlikeden kurtarmaya çalışmaktan daha güçlü bir toplumsal sonuç doğurabilir. Aile desteği, eğitim, spor, kültür, psikolojik danışmanlık ve istihdam imkânları bu mücadelenin önemli parçalarıdır.
Gençlerimizi yalnızca suç haberlerinin konusu olarak görmemeliyiz. Onların hayallerini, sorunlarını, beklentilerini ve geleceğe ilişkin kaygılarını da dinlemeliyiz.
Çeteler, uyuşturucu ticareti ve diğer suçlarla mücadele yalnızca emniyetin sorumluluğuna bırakılamaz. Ailelere, okullara, yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarına, basına ve toplumun bütün kesimlerine görev düşüyor.
Bir gencin yanlış bir yola sürüklenmesini önlemek için zamanında uzatılan bir elin değeri, yaşananlardan sonra yapılan açıklamalardan çok daha büyük olabilir.
En tehlikeli alışkanlığımız: Her şeyi normal görmek
Beni en çok düşündüren meselelerden biri de bu.
Bir kavga haberi geliyor, okuyoruz. Bir yaralanma yaşanıyor, konuşuyoruz. Uyuşturucu operasyonu yapılıyor, birkaç saat gündemimizde kalıyor. Bir intihar haberi duyuluyor, ardından söylentiler başlıyor.
Sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Bir sonraki olay yaşanana kadar…
Peki, bu kadar acıya alışmak zorunda mıyız?
Şiddeti, uyuşturucuyu, gençlerin geleceğe dair umutsuzluğunu ve toplumsal huzursuzluğu sıradan olaylar gibi karşılamaya başladığımızda asıl tehlike ortaya çıkıyor. Çünkü bir sorun ne kadar normalleşirse çözümü için gösterilen toplumsal hassasiyet de o kadar zayıflayabiliyor.
Batman’ın buna teslim olmaması gerekiyor.
Yaşananları görmezden gelmek de, her olayı şehrin tamamına mal etmek de doğru değil. Batman’ı yalnızca olumsuz haberlerle anılan bir şehir olarak tanımlamak, bu kentte çalışan, üreten, çocuklarını büyüten ve daha güzel bir gelecek için çabalayan binlerce insanın emeğine de haksızlık olur.
Ama sorunlarımızı örtbas etmek de şehrimize yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.
Peki, herkesin hiç mi sorumluluğu yok?
Bu yazıyı yazarken kimseyi tek başına suçlamak gibi bir niyetim yok. Zaten böylesine karmaşık sorunların tek bir sorumlusu olduğunu düşünmüyorum.
Ancak herkesin kendi payına düşeni sorgulaması gerektiğine inanıyorum.
Yetkililer, alınan önlemlerin yanı sıra sorunların nedenlerini ve çözüm yollarını da kamuoyuyla paylaşmalı.
Aileler, çocuklarıyla daha güçlü iletişim kurmanın yollarını aramalı.
Eğitim kurumları, gençlerin yalnızca akademik başarısını değil, sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını da gözetmeli.
Sivil toplum kuruluşları, risk altındaki insanlara ulaşmak için daha fazla çaba göstermeli.
Biz gazeteciler ise yalnızca olayları duyurmakla yetinmemeli; sorunların nedenlerini araştırmalı, çözüm önerilerini gündeme taşımalı ve toplumsal farkındalığın gelişmesine katkıda bulunmalıyız.
Elbette gazetecinin görevi gerçeği yazmaktır. Ancak gerçeği yazarken insan onurunu, ailelerin mahremiyetini ve toplumun hassasiyetlerini de korumak zorundayız.
Ben de kendi mesleğimi ve bugüne kadar yazdıklarımı sorguluyorum. Acaba bazı sorunları daha önce, daha güçlü bir şekilde gündeme getirebilir miydim? Birilerinin sesini daha fazla duyurabilir miydim? Farkında olmadan ben de bazı sorunların sıradanlaşmasına katkıda bulunmuş olabilir miyim?
Bilmiyorum.
Ama insanın kendi payını sorgulaması, değişimin başlangıcıdır.
Batman battı mı, yoksa hâlâ kurtulabilir mi?
Yıllardır espriyle söylediğimiz “Batman batacak” sözü, bugün benim için bir uyarıya dönüştü.
Eğer gençlerimizin geleceğe dair umudunu kaybetmesini önleyemiyorsak, uyuşturucuyla mücadeleyi yalnızca operasyonlardan ibaret görüyorsak, şiddeti sıradanlaştırıyorsak ve yaşanan acıların ardından birbirimizi suçlamakla yetiniyorsak ortada ciddi bir sorun var demektir.
Ama bu, Batman’ın kaderinin belirlendiği anlamına gelmiyor.
Bir şehir, sorunlarını kabul ettiği ve çözmek için birlikte hareket ettiği sürece yeniden ayağa kalkabilir. Bunun için önce susmak yerine konuşmaya, suçlamak yerine anlamaya, dedikodu yerine dayanışmaya ve günü kurtarmak yerine kalıcı çözümler üretmeye ihtiyacımız var.
Batman’ın daha fazla karamsarlığa değil, daha fazla umuda ihtiyacı var. Fakat umut, sorunları görmezden gelerek değil, onlarla yüzleşerek büyür.
Bugün kendimize sormamız gereken soru şu:
Batman gerçekten batıyor mu, yoksa biz onun batmasına seyirci mi kalıyoruz?
Bu sorunun cevabını yalnızca yetkililerden bekleyemeyiz. Her birimiz kendi bulunduğumuz yerden düşünmeli, konuşmalı ve sorumluluk almalıyız.
Çünkü Batman hepimizin şehri.
Ve bu şehri ayağa kaldırmak da hepimizin ortak sorumluluğu.
Hoşça kalın…