Sağlıkta “Bıçak Parası” İddiaları: Bu Düzen Kimin Vicdanına Sığıyor?
Sağlık sektöründe ne kadar ilerlediğimizi, hastanelerimizin ne kadar modern olduğunu, doktorlarımızın başarısını anlatıp duruyoruz. “Avrupa bizi kıskanıyor, dünya bizi örnek alıyor” diyoruz. Elbette sağlık alanında önemli gelişmeler yaşanıyor, hekimlerimiz büyük emekler veriyor. Ancak bütün bunların yanında, çözüm bekleyen bazı ciddi sorunlar da var. İşte o sorunlardan biri, vatandaşın en çaresiz anında karşısına çıktığı iddia edilen “bıçak parası” meselesi.
Diyeceksiniz ki sağlıkta bu nasıl bir sorun?
Ateş düştüğü yeri yakar derler. İşte tam da öyle…
Allah kimseye göstermesin. Bir gün ciddi bir rahatsızlıkla karşı karşıya kalıyorsunuz. Doktora gidiyorsunuz, tetkikler yapılıyor ve ameliyat olmanız gerektiği söyleniyor. İnsan o anda ne sağlığını ne de hayatını düşünmekten başka bir şey yapabiliyor. Tek isteği var: Bir an önce iyileşmek, sevdiklerine kavuşmak ve sağlığına yeniden ulaşmak.
Devlet hastanesine, üniversite hastanesine gidiyorsunuz. Devletin imkânlarıyla hizmet veren bir sağlık kuruluşunda ameliyat olmayı bekliyorsunuz. Buraya kadar her şey normal. Peki ya sonrasında?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
“AMELİYAT İÇİN 80 BİN LİRAYA ANLAŞTIK!”
Bir yakınım, sohbet sırasında bana öyle bir şey anlattı ki duyduklarıma inanmakta güçlük çektim.
Dedi ki:
“Ameliyatım için doktorla 80 bin liraya anlaştık. Ama son anda ameliyat olmaktan vazgeçtim.”
Bir an duraksadım. Ardından sordum:
“Ne anlaşması? Burası devletin üniversite hastanesi değil mi? Doktor maaşını almıyor mu? Hangi paradan söz ediyorsun?”
Aldığım cevap ise düşündürücüydü:
“100 bin lira istendi, 80 bin liraya anlaştık. Bıçak parası…”
İşte bu sözler, üzerinde durulması gereken ciddi bir iddiayı gündeme getiriyor. Elbette tek bir kişinin anlattıklarıyla herhangi bir doktoru suçlamak, bir kurum hakkında kesin hüküm vermek doğru değil. Ancak böyle bir iddia dile getiriliyorsa, bunun araştırılması ve gerçeğin ortaya çıkarılması gerekir.
Çünkü konu sıradan bir alışveriş değil. Konu insan sağlığı, insan hayatı ve vatandaşın devlete duyduğu güvendir.
HASTA SAĞLIĞINI MI DÜŞÜNSÜN, PARAYI MI BULSUN?
Bir düşünün…
Ameliyat olması gereken bir vatandaş, bir yandan hastalığının endişesini yaşıyor, diğer yandan karşısına çıktığı iddia edilen yüksek bir ödemeyi nasıl karşılayacağını düşünüyor. Cebinde o kadar para yoksa ne yapacak? Borç mu alacak, evini mi satacak, arabasını mı elden çıkaracak?
İnsanın en çaresiz olduğu an, sağlığıyla ilgili ciddi bir sorun yaşadığı andır. Böyle bir durumda hastanın kendisini maddi bir baskı altında hissetmesi bile başlı başına üzerinde durulması gereken bir meseledir.
Sağlık hizmeti, vatandaşın en temel ihtiyaçlarından biridir. İnsanlar hastaneye pazarlık yapmak için değil, şifa bulmak için gider. Hele ki kamu kaynaklarıyla hizmet veren bir sağlık kuruluşunda, mevzuat dışı bir ödeme talep edildiği iddiası varsa, bu iddia görmezden gelinmemelidir.
Vatandaşın ameliyat masasına yatmadan önce para pazarlığı yapmak zorunda kaldığı bir düzen kabul edilebilir mi?
Bu sorunun cevabını yalnızca vatandaş değil, sağlık sistemini yönetenler de düşünmelidir.
BU İDDİALAR ARAŞTIRILMALI
Konuyu araştırmaya başladığımda, benzer taleplerin farklı yerlerde de dile getirildiğine ilişkin anlatımlarla karşılaştım. İddialara göre bazı hastalar, ameliyat süreçlerinde doktorların yanı sıra farklı kişiler üzerinden de para talebiyle karşı karşıya kaldıklarını öne sürüyor.
Ancak burada önemli bir ayrım var: İddiaların varlığı, bunların tamamının kanıtlandığı anlamına gelmez. Hiç kimseyi delil olmadan suçlamak istemem. Hekimlik mesleğini büyük bir özveriyle yapan, gece gündüz demeden hastalarının sağlığı için çalışan binlerce doktorumuz var. Onların emeğini ve fedakârlığını da görmezden gelemeyiz.
Fakat mesleğini hakkıyla yapan hekimlerin varlığı, varsa usulsüzlük iddialarının araştırılmasına engel değildir.
Ankara'da, İstanbul'da, Diyarbakır'da veya başka bir kentte bu tür iddialar gündeme geliyorsa, yapılması gereken bunları söylenti olarak bırakmak değil; şikâyetleri incelemek, kayıtları değerlendirmek ve gerçeği ortaya çıkarmaktır.
Kamu hastanelerinde hastadan hangi hizmet için ne kadar ücret alınabileceği açık ve anlaşılır olmalıdır. Mevzuata uygun olmayan bir ödeme talep edildiği belirlenirse, sorumlular hakkında gerekli işlemler yapılmalıdır.
HİPOKRAT YEMİNİ, VİCDAN VE MESLEK AHLAKI
Peki, insan ister istemez şu soruyu soruyor: Hekimlik yalnızca bir meslek midir, yoksa aynı zamanda vicdani bir sorumluluk mudur?
Doktorluk, insan hayatına dokunan çok özel bir meslektir. Hastanın karşısındaki hekimden beklentisi yalnızca tıbbi bilgi değildir; güven, dürüstlük, şeffaflık ve insanlık da bu ilişkinin ayrılmaz parçalarıdır.
Elbette doktorların çalışma koşulları, emeklerinin karşılığı, yoğun mesaileri ve sağlık sistemindeki sorunlar ayrıca tartışılmalıdır. Sağlık çalışanlarının haklarını savunmak ne kadar önemliyse, hastaların haklarını korumak da o kadar önemlidir.
Bir tarafın hakkını konuşurken diğer tarafın mağduriyetini görmezden gelemeyiz.
Eğer bir hekim, kamu görevi sırasında yapması gereken bir işlem karşılığında mevzuat dışı para talep ediyorsa, bunun hiçbir gerekçeyle normalleştirilmemesi gerekir. Bu konuda iddialar somut delillerle incelenmeli ve gerekli denetimler etkin biçimde yürütülmelidir.
YETKİLİLERE AÇIK ÇAĞRIMDIR
Bu yazıyı yalnızca bir serzeniş olarak kaleme almıyorum. Aynı zamanda yetkililerin dikkatine sunulması gereken bir iddiayı gündeme getiriyorum.
Sağlık Bakanlığına, ilgili hastane yönetimlerine ve denetim birimlerine sesleniyorum:
Kamu hastanelerinde ameliyat süreçleriyle ilgili usulsüz ödeme talepleri olup olmadığı araştırılsın. Hastaların şikâyetlerini güvenle iletebileceği mekanizmalar etkin biçimde işletilsin. İddialar varsa tarafsız bir incelemeyle değerlendirilsin. Gerçek ortaya çıkarılsın ve hukuka aykırı bir durum tespit edilirse gereken yapılsın.
Vatandaş, devlet hastanesine gittiğinde “Ameliyat olabilecek miyim?” sorusunun yanında “Bunun için ne kadar para bulmam gerekiyor?” endişesi taşımamalıdır.
Sağlıkta başarı yalnızca modern hastanelerle, ileri teknolojiyle ve başarılı ameliyatlarla ölçülmez. Başarı, vatandaşın hakkı olan sağlık hizmetine güven içinde ulaşabilmesiyle de ölçülür.
Ve son sözüm…
Bir insanın sağlığı üzerinden pazarlık yapıldığı iddiası bile toplumun vicdanını yaralamaya yeter. Hele ki ortada 100 bin lira istenip 80 bin liraya anlaşıldığı yönünde bir anlatım varsa, bu iddia mutlaka araştırılmalıdır.
Kimseyi peşinen suçlamadan, kimseyi koruyup kollamadan, yalnızca gerçeğin ortaya çıkması için…
Yetkililer, bu iddiayı araştırın. Çünkü sağlıkta güven, parayla satın alınamayacak kadar değerlidir.
Hoşça kalın.