Bir sokak röportajında emekli bir vatandaşın, “Maaşım çok düşük olduğu için beni huzurevine almadılar” sözleri, emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkıntıları bir kez daha gözler önüne serdi. İnsan hayatının son döneminde huzur ve güven ararken, aldığı maaşla huzurevinde kalamayacak duruma geliyorsa burada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir sorun var.
Sosyal medyada zaman zaman dolaşırken ülkemizde insanların neler yaşadığını, hangi sorunlarla mücadele ettiğini görmeye çalışıyorum. Geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan bir sokak röportajı ise açıkçası beni derinden etkiledi.
Bir YouTuber'ın gerçekleştirdiği röportajda konuşan emekli bir vatandaşın kullandığı şu cümle hâlâ kulaklarımda çınlıyor: “Maaşım çok düşük olduğu için beni huzurevine almadılar.”
Düşünebiliyor musunuz? Yıllarca çalışmış, ömrünü tüketmiş, belki çocuklarını büyütmüş, bu ülkeye hizmet etmiş bir insan, hayatının son döneminde kalabileceği bir huzurevine bile ekonomik şartlar nedeniyle yerleşemediğini söylüyor.
Bu sözler gerçekten insanın yüreğine oturuyor.
Elbette devlet huzurevlerinde belirli kabul şartları bulunuyor. Gelir durumu, sosyal güvencesi, bakım ihtiyacı ve diğer kriterler değerlendiriliyor. Geliri bulunmayan veya bakıma muhtaç bazı vatandaşlar için farklı sosyal destek ve kabul imkânları da mevcut. Özel huzurevlerinde ise ücretler, birçok emeklinin karşılayamayacağı seviyelere çıkabiliyor.
Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken mesele şu: Bir emekli düşünün… Yaşlanmış, kendi ihtiyaçlarını tek başına karşılamakta zorlanıyor. Belki yanında kendisine bakabilecek bir yakını da yok. Huzurevine yerleşmek istiyor ama aldığı maaş bu hizmetten yararlanmasına yetmiyor.
Peki bu insan ne yapacak?
Kendi başına yaşamını sürdürmekte zorlanıyorsa, bakım ihtiyacı varsa ve huzurevine de ekonomik nedenlerle yerleşemiyorsa önüne hangi seçenek kalıyor?
Yaşlılık, insan hayatının en fazla ilgiye, şefkate ve desteğe ihtiyaç duyulan dönemlerinden biridir. Huzurevleri yalnızca barınma hizmeti sunan kurumlar değildir. Aynı zamanda yaşlı vatandaşların kişisel bakımlarının yapılması, sağlıklarının takip edilmesi ve sosyal yaşamdan kopmamaları açısından da önemli bir görev üstleniyor.
Bugün en düşük emekli aylığı üzerinden geçimini sağlamaya çalışan vatandaşların durumunu görmezden gelemeyiz.
23 bin 500 lira… Bugünün ekonomik şartlarında bu parayla bir insanın kira, gıda, elektrik, su, doğalgaz, ilaç ve diğer temel ihtiyaçlarını karşılaması ne kadar mümkün?
Bir de yalnız yaşayan, yaşlılık nedeniyle özel bakıma ihtiyaç duyan emeklileri düşünün.
Emekli vatandaşlarımızın önemli bir bölümü ay sonunu getirebilmek için hesap yapmak zorunda kalıyor. Kimi alışverişinden kısıyor, kimi ilaçlarını almakta zorlanıyor, kimi de temel ihtiyaçlarını ertelemek zorunda kalıyor.
Hatta insanın aklına şu soru geliyor: Yıllarca çalışıp emekli olan bir vatandaş, hayatının son döneminde neden geçim mücadelesi vermek zorunda kalsın?
Üstelik 23 bin 500 liranın günümüzde birçok yerde bir aylık kira bedelini bile karşılamakta zorlandığı bir ekonomik ortamdan söz ediyoruz.
Dört yıl gibi kısa bir sürede emeklinin alım gücünün bu noktaya gelmesi üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir mesele.
Hükümet yetkililerinin emeklilerle ilgili yaptıkları açıklamalarda, emeklilerin baş tacı olduğu, onların huzur ve refahının önemsendiği ve maaşlarda iyileştirme yapılması için 2027 bütçesinde kaynak ayrılacağı yönünde mesajlar veriliyor.
Elbette bu açıklamalar önemli. Ancak emeklilerin beklentisi artık yalnızca güzel sözler duymak değil, hayatlarına doğrudan yansıyacak ekonomik iyileştirmeleri görmek.
Çünkü emekli vatandaşımız bugünü kurtarmaya çalışıyor. Kirasını nasıl ödeyeceğini, mutfağını nasıl dolduracağını, ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetlerine nasıl ulaşacağını düşünüyor.
Bir emeklinin en büyük beklentisi lüks bir hayat sürmek değil; insanca yaşayabilmek, kimseye muhtaç olmadan hayatını devam ettirebilmek ve yaşlılığında huzur bulabilmek.
Devlet büyüklerimizden beklentimiz, özellikle en düşük emekli aylığıyla yaşamını sürdürmeye çalışan vatandaşlarımızın durumunu yeniden değerlendirmeleridir.
Emeklilerin maaşlarında, günümüzün ekonomik şartlarını dikkate alan ciddi bir iyileştirme yapılması gerekiyor. Bunun yanında yaşlılık döneminde bakıma ihtiyaç duyan, kimsesi bulunmayan veya huzurevi ücretlerini karşılayamayan vatandaşlar için sosyal destek mekanizmalarının da güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.
Çünkü mesele yalnızca maaş meselesi değil, aynı zamanda insan onuru meselesidir.
Yıllarca çalışmış bir insanın ömrünün son döneminde barınma ve bakım konusunda çaresiz kalması hepimizi düşündürmeli.
Bir sokak röportajında duyduğum o cümleyi tekrar hatırlatmak istiyorum: “Maaşım çok düşük olduğu için beni huzurevine almadılar.”
Bu cümle belki de binlerce emeklinin dile getiremediği sıkıntıların özeti.
Umarım emeklilerimizin sesini duyan olur. Başımızın tacı dediğimiz büyüklerimiz, hayatlarının son dönemini geçim kaygısıyla değil, huzur ve güven içerisinde geçirir.
Allah hepimize merhamet, vicdan ve hidayet nasip etsin.
Hoşça kalın, sağlıcakla kalın…