Enflasyon kimine göre bir rakam, kimine göre uydurma, kimine göre ise hayatı kabusa çeviren bir canavar… Bana göre ise vatandaşın beline yüklenmiş ağır bir kambur. Peki, bu kamburdan ne zaman kurtulacağız?

Enflasyonu anlatmak için bazen uzun uzun ekonomik terimler kullanmaya gerek yok. Bir otomobil üzerinden örnek verelim.

2020 yılında 35 bin liraya bir Volkswagen Jetta alabildiğinizi düşünün. Aradan altı yıl geçiyor, 2026 yılına geliyoruz. Aynı 35 bin lirayla artık o Jetta'yı almak bir yana, aracınıza ancak dört lastik alabiliyorsunuz.

Yani enflasyon, cebimizdeki paranın alım gücünü öyle bir eritmiş ki dün bir otomobil alabildiğimiz parayla bugün otomobilin sadece lastiklerini alabilir hale gelmişiz.

İşte enflasyonun vatandaşın hayatındaki karşılığı tam da budur: Para aynı para, rakam aynı rakam ama alınabilen ürünler artık aynı değil.

ENFLASYON ZAM İÇİN BİR KILIF MI?

Enflasyonla mücadele edemiyoruz. Acaba yeterince etkili mücadele mi yürütülmüyor, yoksa bazı sektörler enflasyon ortamını kendi fiyat politikaları için bir fırsata mı dönüştürüyor?

Elbette her fiyat artışının arkasında farklı maliyetler var. Ancak bazen enflasyon, yapılmak istenen zammın önüne konulan hazır bir gerekçeye dönüşebiliyor.

Halk arasında bir söz vardır: Minareyi çalacak kılıfını hazırlar!

Bugün bazı fiyat artışlarında da benzer bir anlayışla karşılaşabiliyoruz.

Bir fırıncıyı düşünelim. Ekmek fiyatına zam yapmak istediğinde gerekçesini şöyle açıklıyor:

"Bir paket bisküvi olmuş 30 lira, benim ürettiğim ekmek hâlâ 25 lira!"

İlk duyduğunuzda kulağa mantıklı gelebilir. Ancak burada gözden kaçırılan çok önemli bir ayrıntı var. Ekmek ile bisküvi aynı ürün değil, aynı ihtiyacı da karşılamıyor.

Bisküvi bir tercih, bir atıştırmalık. Ekmek ise milyonlarca ailenin sofrasındaki temel gıda.

İşte aradaki o ince çizgiyi görmek gerekiyor. Bisküvinin fiyatını gerekçe göstererek ekmeğe zam yapmak, her zaman ekonomik bir zorunluluk anlamına gelmez. Bazen bu tür karşılaştırmalar, yapılmak istenen zamma gerekçe oluşturabilir.

Buna halk arasında şark kurnazlığı denir.

EKMEK LÜKS DEĞİL, TEMEL İHTİYAÇTIR

Ekmek, toplumun en düşük gelirli kesiminden en yüksek gelirli kesimine kadar herkesin sofrasında yer alıyor. Bu nedenle ekmeğin fiyatı belirlenirken vatandaşın alım gücü de mutlaka dikkate alınmalı.

Elbette fırıncının un, elektrik, doğalgaz, işçilik ve kira gibi maliyetleri var. Üreticinin de emeğinin karşılığını alması gerekiyor. Ancak burada kurulması gereken denge, hem esnafın ayakta kalmasını hem de dar gelirli vatandaşın ekmeğe ulaşabilmesini sağlamaktır.

Çünkü ekmek sıradan bir tüketim ürünü değil, temel bir ihtiyaçtır.

ENFLASYONU DÜŞÜRMEK SADECE DEVLETİN GÖREVİ Mİ?

Gelelim asıl meseleye…

Enflasyonu nasıl düşüreceğiz?

Bence bunu bir hastalık üzerinden anlatmak daha doğru olacak.

Diyelim ki tansiyon hastasısınız. Doktora gittiniz, doktor size tansiyonunuzu dengelemek için ilaç verdi. Ardından bir diyetisyene yönlendirdi. Diyetisyen de size beslenme programı hazırladı.

Şimdi sadece ilacı kullanarak sağlıklı bir sonuç elde edebilir misiniz? Elbette beslenmenize dikkat etmeniz, hareket etmeniz ve yaşam alışkanlıklarınızı değiştirmeniz de gerekiyor.

Yani doktorun verdiği ilaç önemli ama tek başına yeterli değil.

Enflasyonla mücadeleyi de buna benzetiyorum.

Devletin ekonomik tedbirler alması, fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikalar uygulaması ve denetimleri artırması gerekiyor. Ancak vatandaşın, esnafın, üreticinin ve ticaret erbabının da bu mücadelede sorumluluğu var.

Fırsatçılıktan uzak durmak, maliyet artışlarını bahane ederek ölçüsüz zamlar yapmamak, tüketimde israftan kaçınmak ve piyasa disiplinine katkı sunmak bu mücadelenin önemli parçalarıdır.

Elbette enflasyonun bütün sorumluluğunu vatandaşa yükleyemeyiz. Çünkü enflasyonla mücadele, öncelikle doğru ekonomi politikaları ve etkili denetim gerektirir. Ancak toplumsal dayanışma ve ortak sorumluluk olmadan da kalıcı sonuç elde etmek kolay değildir.

SON SÖZ: ENFLASYON HEPİMİZİN MESELESİ

Ne yazık ki bugün enflasyonla mücadele konusunda herkesin aynı hassasiyeti gösterdiğini söylemek zor.

Bir tarafta geçim derdiyle boğuşan vatandaş, diğer tarafta artan maliyetlerle ayakta kalmaya çalışan esnaf var. Bu iki kesimin karşı karşıya gelmesi değil, ortak bir çözümde buluşması gerekiyor.

Unutmayalım, enflasyon sadece cebimizdeki parayı azaltmıyor; emeğimizin değerini, geleceğe dair beklentilerimizi ve yaşam kalitemizi de etkiliyor.

Bugün 35 bin liraya bir otomobil alabildiğimiz günlerden, aynı parayla otomobilin lastiklerini bile almakta zorlandığımız günlere geldiysek üzerinde düşünmemiz gereken çok şey var.

Enflasyonla mücadele bir kişinin, bir kurumun ya da sadece devletin meselesi değildir. Hepimizin meselesidir.

Son söz her zaman sizin…

Hoşça kalın.