Kurban Bayramı geldi, geçti. Her bayram olduğu gibi bu bayramda da beklentimiz, birilerinin kapımızı çalması, bir parça kurban eti uzatmasıydı. Ama ne kapı çalan oldu ne de “Buyur, bu da sizin payınız” diyen… Bayram bitti, geriye aynı soru kaldı: Benim kurban etimi kim yedi?
Bu soruyu aslında sadece ben değil, birçok insan içinden geçirmiştir. Çünkü Kurban Bayramı, sadece bir ibadet değil; paylaşmanın, dayanışmanın ve hatırlamanın bayramıdır. Kesilen kurbanın etinin, ihtiyaç sahibiyle buluşması gerekir. Etrafına bakarsın, komşundur, akrabadır, aynı apartmanda yaşadığın insandır… Kimin ihtiyacı olduğu aslında çoğu zaman bellidir.
Bilmiyorsan bir kapı daha var: muhtarlık. “Kim ihtiyaç sahibi?” diye sorarsın, yol gösterirler. Yani aslında paylaşmak için bahane değil, yol çoktur.
Elbette kurban kesmek imkân işidir. Herkesin gücü yetmeyebilir. Ama gücü yetenlerin de bir kısmı ya yardım kuruluşlarına bağış yaptığını söylüyor ya da kurbanını kestirip farklı yerlere ulaştırdığını belirtiyor. Eğer gerçekten doğru şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaştıysa, buna kimse bir şey diyemez; aksine takdir edilir.
Fakat mesele şu: Batman’da ya da başka bir yerde, kurban kesen yüzlerce, binlerce insan varken, bu et gerçekten ihtiyaç sahibine ne kadar ulaşıyor?
Birçok kişi kesilen kurbanın bir kısmını yakın çevresine dağıtıyor, bir kısmını ayırıp derin dondurucuya kaldırıyor, geri kalanını ise kendi tüketimine bırakıyor. Çok az insan, o eti parçalayıp gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaştırma çabası gösteriyor.
Sonuç mu? Kapımızı çalan olmadı.
Oysa basit bir şey bu: Bir kişi kurban kestiyse, önce etrafına sorabilir. “İhtiyacın var mı?” diyebilir. İhtiyacı olan alır, olmayan zaten teşekkür eder. Belki de o küçük diyalog, bir bayramın gerçek anlamını yeniden hatırlatır.
Ama sorular çoğalıyor: Nerede kaldı komşuluk? Nerede kaldı paylaşma kültürü? Nerede kaldı dayanışma? Nerede kaldı Kurban Bayramı’nın ruhu?
Bu bayramda benim soframa kurban eti değil, sadece şeker geldi. Belki de en çok buna içim burkuldu. Çünkü Kurban Bayramı’nı “tam anlamıyla” yaşadığımı söyleyemiyorum.
Keşke elimde imkân olsaydı da ben kesip dağıtsaydım. Belki o zaman bayramın anlamına biraz daha yaklaşmış hissederdim.
Ama olmadı. Bu bayram, ismi bayram kalan 9 günlük bir tatil gibi geçti. Yine de herkesin canı sağ olsun.
Ve geriye yine aynı soru kaldı: Benim kurban etimi kim yedi?