Hayatımızda çoğu zaman sadece beyaz önlüğü görüyoruz doktorların…

Oysa o beyaz önlüğün arkasında yıllar süren bir eğitim, uykusuz geceler, ağır sorumluluklar, büyük fedakârlıklar ve insan hayatına dokunmanın getirdiği tarifsiz bir yük var.

Bir düşünün…

Bir doktor olmak için önce o fakülteyi kazanmak gerekiyor. Ardından yaklaşık altı yıllık zorlu bir eğitim süreci başlıyor. Sonra pratisyen hekim olarak görev yapılıyor. Ama eğitim burada bitmiyor.

Uzman olmak isteyen doktor yeniden sınavlara hazırlanıyor, ders çalışıyor, yıllarını veriyor. Uzman olduktan sonra akademik kariyer yapmak isteyenler için ise yol daha da uzun. Doçentlik, ardından profesörlük…

Kısacası doktorların birçoğu ömürlerinin önemli bir bölümünü eğitimlerine ve mesleklerine adıyor.

Sonra bir gün dönüp baktıklarında, ömrün önemli bir bölümünün geride kaldığını görüyorlar.

BEYAZ ÖNLÜĞÜN ARDINDA İNSAN VAR

Peki doktorlar yeterince kazanıyor mu?

Bunun tek bir cevabı yok. Kime göre yeterli, neye göre yeterli?

Devlet hastanelerinde çalışan doktorların gelirleri kamu tarafından belirlenen ücret ve ek ödemeler üzerinden şekilleniyor. Özel hastanelerde çalışan doktorların kazançları ise hastaneye, branşa, deneyime ve çalışma koşullarına göre değişebiliyor.

Ama bütün bunların ötesinde bir gerçek var:

Doktor da insan.

Onların da duyguları var. Onların da aileleri, çocukları, kaygıları, sevinçleri ve üzüntüleri var.

Bir doktorun bir hastasını ameliyat ettiğini düşünün…

Ameliyat başarılı oluyor, hasta sağlığına kavuşuyor. Doktor da ailesi kadar seviniyor.

Ama başka bir hastasını bütün çabasına rağmen kaybedebiliyor.

İşte o an yaşanan duyguyu dışarıya belli etmeden mesleğine devam etmek, gerçekten büyük bir karakter ve dayanıklılık gerektiriyor.

Elbette doktorlar arasında da mesleğinin gereklerini yerine getirmeyenler olabilir. Her meslekte olduğu gibi sağlık camiasında da hatalar yapan, görevini kötüye kullanan insanlar çıkabilir.

Ancak birkaç kötü örnek üzerinden bütün doktorları değerlendirmek büyük bir haksızlık olur.

HEKİMLİK SADECE BİR MESLEK DEĞİL

Doktorlar meslek hayatlarına başlamadan önce Hipokrat Yemini gibi mesleki etik ilkeleri benimseyerek insan sağlığına hizmet etmeye başlıyor.

Ülkemizde gerçekten çok değerli hekimlerimiz var.

Bilgisi, tecrübesi, fedakârlığı ve insan hayatına verdiği değerle dünyada saygın bir yere sahip olan doktorlarımızın hakkını teslim etmek gerekiyor.

Sağlık alanında Türkiye'nin son yıllarda önemli bir mesafe katettiğini de görmezden gelemeyiz.

Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var.

HASTA OLMAK DA KOLAY DEĞİL

“Bu memlekette hasta olmak da zor” demiştim.

Evet, gerçekten zor.

Basit bir nezle, grip veya soğuk algınlığından söz etmiyorum.

Allah korusun, ciddi bir hastalığa yakalandığınızda önünüzde uzun ve yorucu bir süreç başlayabiliyor.

Öncelikle doğru doktora ulaşmanız gerekiyor.

Sonra iyi bir hastane…

Ardından tetkikler, tedaviler, ilaçlar, kontroller…

Ve bütün bunların yanında ekonomik şartlar.

Özellikle özel sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyulduğunda, kişinin özel sağlık sigortasının bulunup bulunmaması da büyük önem taşıyor. Sigortası olmayan vatandaşlar için bazı tedavilerin maliyeti ciddi bir yük oluşturabiliyor.

Bu durum da hastaları ister istemez sağlık hizmetleri konusunda ekonomik açıdan zor seçimlerle karşı karşıya bırakabiliyor.

ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR

Aslında hepimiz hastalanmak istemiyoruz.

Hastaneye gitmek, doktor kapısında beklemek, tahlil yaptırmak istemiyoruz.

Ama sağlığımızı korumak için bazı sorumluluklarımız da var.

Bunların başında düzenli ve dengeli beslenmek geliyor.

Bir diğer önemli konu ise düzenli sağlık kontrolleri.

Çünkü bazı hastalıklar kendisini belli etmeden ilerleyebiliyor.

Erken teşhis, unutmayalım, hayat kurtarır.

Sağlığımızı kaybetmeden önce ona sahip çıkmak, hastalandıktan sonra tedavi aramaktan çok daha önemli.

ŞEHİR HASTANELERİYLE STANDARTLAR YÜKSELİYOR

Türkiye'de sağlık hizmetlerinde doktorların çalışma şartlarının ve hastaların tedavi ortamlarının iyileştirilmesi konusunda da önemli adımlar atılıyor.

Özellikle şehir hastaneleri, geniş fiziki imkânları, modern altyapıları ve farklı sağlık branşlarını aynı çatı altında buluşturmaları açısından sağlık hizmetlerinde yeni bir dönem oluşturdu.

Elbette eksikler yok mu?

Var.

Her sistem gibi sağlık sisteminin de geliştirilmesi gereken yönleri bulunuyor.

Ancak hem doktorlarımızın daha iyi şartlarda çalışabilmesi hem de hastalarımızın daha konforlu, hijyenik ve güvenli ortamlarda sağlık hizmeti alabilmesi için çalışmaların devam etmesi gerekiyor.

BİRAZ DA SABIR, BİRAZ DA ANLAYIŞ

Sonuçta doktor da hasta da aynı sistemin içerisinde.

Doktorun daha iyi çalışma şartlarına ihtiyacı var.

Hastanın ise daha hızlı, kaliteli, ulaşılabilir ve güvenilir sağlık hizmetine…

Birbirimizi suçlamak yerine birbirimizi anlamaya çalışmamız gerekiyor.

Doktorun üzerindeki yükü anlamalıyız.

Hastanın yaşadığı sıkıntıyı da görmeliyiz.

Çünkü sağlık söz konusu olduğunda hepimizin ortak bir dileği var:

Sağlıklı olmak ve sağlıklı kalmak.

Doktorlarımızın kıymetini bilelim.

Sağlığımızın kıymetini bilelim.

Ve sağlık sistemimizin daha iyi noktalara gelmesi için sabırlı olurken, eksikleri de doğru şekilde dile getirmekten çekinmeyelim.

Çünkü günün sonunda hepimiz aynı gerçeğin içerisindeyiz:

Bu memlekette doktor olmak da zor, hasta olmak da zor.

Hoşça kalın…