Sık sık "Gelişmekte olan bir ülkeyiz" deniliyor. Doğru… Ama galiba bizim gelişme anlayışımız, dünyanın geri kalanından biraz farklı.
Örneğin dijital dünyada büyük mesafe kat ettik. Artık siber dolandırıcılıkta adımız duyuluyor. Teknolojiyi üretmek yerine, ne yazık ki onu kötüye kullanmayı öğrenenlerin sayısı her geçen gün artıyor.
Turizmde de önemli bir "başarı" yakaladık. Bir külah dondurmayı fahiş fiyatlara satabiliyoruz. Turisti memnun etmek yerine cebini boşaltmayı marifet sayıyoruz. Sonra da "Turizm bacasız sanayi" diyerek kendi kendimizi alkışlıyoruz.
Ticarette de epey geliştik. Fahiş fiyatlar artık sıradanlaştı. Üretimden çok fırsatçılık konuşuluyor. Vatandaş alışverişe çıkarken etiketlerden değil, kasadaki toplamdan korkuyor.
Ekonomide ise faiz, kredi kartı ve borç sarmalıyla yaşamayı normalleştirdik. Geçinmek yerine borç çevirmeyi öğrendik. Bunun adına da ekonomik mücadele diyoruz.
Cezaevlerini de unutmayalım... Yeni cezaevleri, artan kapasite, yükselen tutuklu sayıları... Keşke aynı gelişmeyi okullarda, fabrikalarda ve araştırma merkezlerinde görebilseydik.
Dünyadaki gelişmiş ülkeler sanayide, tarımda, hayvancılıkta, bilimde ve teknolojide yarışıyor. İhracatı artırıyor, üretimi destekliyor, insanına daha iyi yaşam sunmanın yollarını arıyor. Biz ise bambaşka bir kulvarda ilerliyoruz. Belki de bu yüzden kimse bizi tam olarak anlayamıyor.
Vatandaş olarak da kendimizi geliştirdik. Yasaları öyle ezberledik ki, bazıları suç işlerken alacağı cezayı bile hesaplıyor. Hukukun caydırıcılığı yerine cezanın hesabı yapılıyor.
Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri ise hâlâ ülkenin en acı gerçeklerinden biri. Her yeni haber vicdanları yaralıyor. Bu tabloyla övünmek değil, utanmak gerekiyor. Çünkü gelişmişlik; kadınların korkmadan yaşayabildiği, çocukların güvenle büyüyebildiği toplumlarla ölçülür.
Siyasette de tablo iç açıcı değil. Farklı görüşlerin ülke yararına konuşup uzlaşması beklenirken, kutuplaşma ve tartışmalar gündemden düşmüyor. Milletin sorunları çözüm beklerken, siyaset çoğu zaman kendi gündemiyle meşgul oluyor.
Bir de sosyal hayatımız var... Eskiden insanlar birbirine hâl hatır sorardı. Şimdi aynı masada oturanlar bile telefon ekranına bakıyor. Sohbet yerini sosyal medyaya bıraktı. Kalabalıklar içinde yalnızlaşmayı da öğrendik.
Elbette kendimizi geliştirdiğimiz daha birçok alan var. Hepsini saymaya kalksam sayfalar yetmez.
Ben burada noktayı koyayım.
Çünkü bazen uzun uzun anlatmaya gerek kalmaz. Aynaya bakmak, sayfalarca yazıdan daha fazla şey söyler.
Hoşça kalın…